Biz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Biz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2010 Cuma

yarım saat öncesine kadar...

anne iki hafta sürecek bir iş gezine çıkacaktır, sevgilisinden ve oğlundan uzak nasıl dayanacağını kara kara düşünmektedir. son bikaç gününü sadece onlarla ve ailesi ile geçirmektedir. harika bir bayram günü sonrası minik kuşunu alır ve yatağa yatar:

minik kuş: anne...
anne: efendim?
minik kuş: ama? (çev. araba)
anne: yarın sabah uyanınca oynarız annecim.
......
minik kuş: anne, patta (çev. pasta)
anne: evet annecim, pasta yedik, ne zaman?
minik kuş: deni mumu iki püüüüüffffff. (çev. deniz mumu (iki şeklinde) üfledi)
anne: evet kuşum, mumu üfledin.
minik kuş: anne, yandi tekka. (çev. yandı tekrar)
anne: tekrar kim yaktı?
minik kuş: anane.
anne: ananen tekrar yaktı mı mumu?
minik kuş: hıhıhı. anne, iiiki doğduu deni. (çev. iyi ki doğdun deniz)
anne: şarkı mı söyledik, kim söyledi?
minik kuş: anne, baba, anane, abla, ebe, eelül, agu. (çev. efe, eylül, ayşegül)
anne: başka?
minik kuş: karde, hekke, heppi. (çev. kardeş, herkes, hepsi)
anne: herkes söyledi dimi? 
minik kuş: hıhıhı. anne, kebek uçttuuu. (çev. kelebek uçtu) 
anne: evet aşkım, kelebekler uçuyordu. (kelebek fırlatan oyuncak filden bahsediyor)
minik kuş: mami, yelli, gımı, noni, gyi. (çev. mavi, yeşil, kırmızı, sarı, gri) 
anne: renkli kelebekler uçtu hayatım, haklısın. 
minik kuş: anne, iiiiki doğdu deni, şak şak şak.. (alkışlayarak)
anne: evet birtanem, iyi ki doğdun diye şarkı söyledik.
...... 
minik kuş: anne, ama? (çev. araba) 
anne: uyanınca aşkım, uyku vakti hadi... 
minik kuş: adi... (çev. hadi) 
anne: hadi kapat gözlerini...
.....
not: aslında muhabbet burda bitmemiştir ama yazar en sevdiği kısımlarından biri olan doğum günü kısmını oğlunun güzel bir gün geçirmesine yardımcı olan ve katılan herkese tekrar teşekkür etmek ve hiç unutmamak için paylaşmıştır...

30 Nisan 2010 Cuma

bende istiyorum bunlardan...

bu hafta perşembe saat üç itibari ile özgürüm demek isterdim ama görüldüğü üzere hala buralardayım.
ama işte acıkta olsa rahatladım, geceleri normal rüyalar görüp sıkıntılar içinde bir sağa bir sola dönmüyorum en azından.
kariyer sokaklarında kör topal ilerliyorum, he derseniz ki ne yapıcan kariyeri die bak ona kesinlikle katılıyorum:)
dün Juve ile konuşurken "birbirlerinin yerinde olmak isteyen iki insan tipi" diye kendimizle dalga geçtik.
yarın ki oyun grubumuza davet ettim onu, bizdeyiz bu sefer, nasılda kocaman olmuşlardır hepsi şimdi.
yapmam gereken o kadar çok iş var, kekler, börekler yapıcam kuzular yesin diye...
.
harika gelişmelerde var bu arada, kırk kere matkap matkap dedim sonunda bu sabah geldi,
böylece minik adamın odası da resimleri asınca resmen tamamlanmış oldu, yarın bol bol fotoğraf çekerim artık.
ayrıca erkenden doğum günü hediyemi de aldım, elimden bırakmak istemiyorum desem yeridir...
ama haftaya otuza girmenin verdiği hafif bir sıkıntı var üzerimde, rakamla yazıp sildim şimdi hatta.
kime söylesem "saçmalama rahat ol, göstermiyorsun" diyo ama otuz dedikçe tik gibi bişey oldu,
omuz silkiyorum hemen, otomatik, haftaya kadar ancak düzelirim herhalde...
.
bugün cuma ya, nasıl güzel bir gündür bu, herkese iyi haftasonları, öptüm, sardım...
Tabaklara bayıldım bu arada bakmak isteyenler buraya bir göz atsınlar...

14 Ocak 2010 Perşembe

sanki bişeyler eksik gibi?

hayat çok hızlı akıyor, çalışmak, çocuk yada büyük şehrin karmaşası değil sebep,
ne olursa olsun geçiyor sen yakalasanda yakalayamasanda.
yakalayamıyor olman onu ilgilendirmiyor, bu senin problemin.
işte bir hafta daha bitti, minik adam bir hafta daha büyüdü,
annesi va babası yorgunluktan ve uykusuzluktan olsa gerek dün akşam saat 9 da onunla beraber uyuya kaldı.
hatta abarttılar uyuma işini sabah bakıcının kapı sesiyle uyandılar,
anne işe geç kaldı, babaysa bir sonraki deniz otobüsüne bindi.
yeni haftaya biraz geçte olsa koşuşturmalı bir şekilde başlandı.
oysa 2 gün önceye kadar herşey çok daha sakindi...
.
bu haftasonunu iki kişilik geçirmedik, misafirlerimiz vardı hemde hergün.
aslında onlara misafir denmez ama bize geldiler ya, olsun ;)
cuma akşamını Gökçekız ve Tolga' sı ile beraber geçirdik, sohbet sohbeti açtı, gece saat 1' i gördü.
keyifli bir akşamdan sonra Onlar taksiye binerken biz hala camdan el sallıyorduk.
cumartesi minik adamın teyzesi bizimleydi.
haftasonları geleceğini biliyor sanki, uyanır uyanmaz önce babayı sonra gegesini soruyor.
akşama kadar kovalamaca, saklambaç oynadılar, koştular, eğlendiler.
bu güzel abaküsü Yasemin gegesi hediye göndermiş, Mürü gegesi ile bol bol oynadı.
boncuklar çok komikti herhalde çok güldüler:D

oyun arası, muhabbet arası, iki mis gibi Türk kahvesi sonrası, fincanın içindeki karartılardan bir soru geldi:
"sanki bişeyler eksik gibi mi hissesiyorsun sen?"
beklenmedik bir anda yakalanınca düşündüm biraz...
eve bakıyorum, mutfak iyiyken oturma odası dağınık, işe bakıyorum biri bitmeden diğeri başlıyor,
oğlana bakıyorum, isteklerim var zamanım yok, kendime bakıyorum, daha doğrusu bakamıyorum,
sevgilime bakıyorum, iyi ki o kendime bakabilecek yaşta.
olduğu kadar yaşıyor ve yaşatıyor gibiyim aslında.
bunları dile getirdikten sonra bir ara verdim yine, düşündüm üzerine biraz daha...
ve bu duruma yani eksiklerim olmasına üzülmedim, önemsemedim çok fazla.
herşeyi en iyi şekilde yapamazsın ki, önemli olan yaptıklarını en iyi şekilde yapmak dimi?
amaç mükemmel anne, mükemmel ev kadını veya mükemmel iş kadını olmak değil ki!
ve şuna karar verdim: minik adamla, sevgilimle, evimle, kendimle, hayatımla olduğum gibi mutluyum ben,
gerisi vız gelir, tırıs gider yahu...
.
takıldım fala kendi göletimde iki dakikada fırtına kopardım böyle.
bakalım bu hafta neler getirecek? Hepimize iyi haftalar...

3 Ocak 2010 Pazar

Yeni yılın ilk günleri...

yılbaşını ailemle kutlamayı seviyorum ben, son 10 yıldır böyle.
yine kalabalık bir yemekten sonra daha da kalabalıklaştık tabi,
bol eğlenceli, kahkahalı, dans etmeli bir gece geçirdik.
yeni yıla beraber, mutlu ve eğlenerek başladık, devamı da böyle gelsin dedik:)
.
cuma günü yılın ilk doğum günü partisine davetliydik.
minik kuzu Elif kız birinci yaşına girdi, hediyemizi aldık kutlamaya katıldık.

çok cici bir pasta ve leziz yiyecekler eşliğinde keyifli bir aile ortamında kutladık kızımızın doğum gününü.
minik adam biraz huysuzlandı önce ama oyuncak atı görünce yelkenleri suya indirdi hemen.
bütün bir kutlama boyunca tepesinden inmedi,
dün sipariş verdik, kahverengisi için, gelirse bakalım, çook sevinecek eminim.
.
hareketli iki gün geçirdikten sonra cumartesi biraz başbaşa kaldık minik adamla.
hem ev yapımı oyuncaklarla hemde yeni yıl hediyeleri ile oynadık.
yelken oyuncaktan verdiğim siparişlerim iki gün içerisinde elimize ulaşmıştı.
ancak yaş olarak biraz büyük aldığım için alıştırma turları yaptık,
oyuncaklardan birinin parçalarını daha önce ponponlar ile oynamak için hazırladığım kartonunun üstüne yerleştirdik.
aynı aktiviteyi dört farklı renk kullanarak yeni hazırladığım kartonun üstüne de yerleştirdik.
bu aralar renkler üzerine yoğunlaştık, hadi bakalım...

minik adamın yeni yıl hediyeleri arasında üç tane de puzzle var.
teyzoşu ve ananesi birbirlerinden habersiz sesli puzzle almışlar.
soldaki Melissa&Doug 'un çiftlik hayvanları, inek sesinden korktu minik adam ama pisinin hatırına oynuyoruz.
sağdaki ise Tchibo' nun sesli yılbaşı puzzle, bunda da hem arabaya hem pisiye bayıldı.
üçüncü puzzle dayısından ama daha onunla oynamaya başlamadık.
sonraki haftalarda oynamak için diğerlerinin yanına kaldırdım.

.
ayın üçü oldu bile, minik adam bugün tam 16 aylık oldu.
10 kelime konuşuyor ama derdini anlatmak için daha çok parmağını kullanıyor.
evin muhtarı gibi, O' dan habersiz hiçbişey yapılmıyor.
çamaşır&bulaşık makinası boşaltıyor, çamaşır asıyor&topluyor, buzdolabını karıştıyor,
yürümüyor koşuyor, kumandaları kullanabiliyor, getir-götür işi yapabiliyor:)
şimdiyse yatağında mışıl mışıl melek gibi uyuyor ve annesi O' nu çoook seviyor...

30 Aralık 2009 Çarşamba

dilesem dilesem ne dilesem?

.bol bol huzur, iç huzuru diliyorum bu sene.
.yenilikler yapabilmek ve onlara uyum sağlamak içinse güç.
.hayata olumlu bakabilmeye devam etmek,
.kötülükleri, fesatı, mutsuzluğu da tüm varlığımla itmek istiyorum, bizden uzak olsunlar.
.kazasız, belasız, iğnesiz, doktorsuz, hastanesiz bir yıl geçsin.
.yine bu sene de bir elimi minik adam diğerini sevgilim tutsun.
.daha iyi bir insan olma yolundan şaşmadan biraz daha büyüyeyim,
.geçen sene yaptığım hatalardan ders almış olarak yoluma devam edeyim.
.
.2010, yepyeni ve hayırlı başlangıçlar yılı olsun.
.yeni aşıklar katılsın mesela ailemize -kıslar sözüm size:)-
.dünya daha yaşanası, en azında bu şehir daha yaşanası bir yer olsun.
.küresel ısınma yavaşlasın, yeşil alanlar arttırılsın,
.aç çocuk, aç bebek kalmasın ve insanlar hayvanlara eziyet etmesin, savaşlar bitsin istiyorum.
.sevgili bloggerlar, benden böyle, birazı bile gerçekleşse mutlu olmaya hazırım ben.
.hepinizin yeni yılı kutlu olsun, sevgiyle kalın...

bizim hediyelerimizde geldiiiii:)

dün hem bizim hediyemiz sahibine ulaştı hem de biz hediyemizi aldık:)
iş çıkışı ne güzel bir sürpriz oldu benim için!
çok sevdim ben bu çekiliş işini yahu yine yapalım bence.
ama işin en zor kısmını Ebru gerçekleştirdi, sabrın ve bu harika fikrin için teşekkürler canım:)
.
hediyemiz Sude Naz ve annesi Eylem' den...
cimcime kız, minik adama koca popolu, sevimli bir inecik seçmiş,
banada Alacakaranlık serisi yazarının son kitabı Göçebe' yi beğenmiş:)
hemen oynamaya başladı minik adam hediyesiyle, paralar attı içinde, salladı durdu bütün gece:)
bense sıraya koydum kitabımı ve başına bişey gelmesin diyede kütüphaneye kaldırdım.
.
sevgili Sude Naz ve Eylem, çok teşekkür ederiz, çok beğendik hediyelerimizi.
sizede mutlu, sağlıklı ve huzur dolu bir sene diliyoruz ailece.
öptük, sardık ikinizi:)

29 Aralık 2009 Salı

Hediyemiz sahibine ulaştı:)

demeyin sakın "hiç gönderilen hediyeden bahsedilir mi?" diye.
sonunda sahibine ulaştı ya sağsalim çok mutluyum:)
.
Alisnur 'cum, bir süredir birbirinden güzel örgülerinin takipçisiyim,
hepsi el emeği göz nuru gerçekten ellerine sağlık.
hediyemizi beğenmene ayrıca çok sevindim.
güzel günlerde, sağlıkla ve mutlulukla kullan şekerim.
.
mutlu, sağlıklı, huzurlu, sevgi dolu, bol kahkahalı bir sene diliyoruz...

21 Aralık 2009 Pazartesi

Nutella tadında haftasonu...

beklenen gün geldi ve laptopuma kavuştum, 1 haftalık ayrılık 1 ay gibi gelmeye başlamıştı artık.
insan ne çabuk alışıyor yahu, neyse kavuştuk ve herşey yolunda ya gerisi önemli değil ;)
.
soğuk ve kasvetli havaya rağmen gayet keyifli bir haftasonu geçirdik minik adamla.
ara ara sıcak yüzünü gördüğümüz güneş oyun arkadaşımız oldu.
minik adam uyurken kahverengi kartonun üzerine renkli yuvarlaklar yapıştırdım.
ananesinin yaptığı ponponları renklerine göre üzerine yerleştirmeye çalıştık.
aynı renkleri genelde denk getiremedi ama çok keyifle oynadı.
renkler de bir daha ki sefere artık;)

birazda hayvanlar alemine göz attık minik adamla.
markette buldum bu maketleri, hemen attım sepete bir tane.
önce hayvanları tanıdık, kuyruklarını, gözlerini gösterdik, sonra tek tek kitapta aradık onları.
kitap, Hobi yayınlarının resimli hayvanlar sözlüğünün birincisi.
her sayfada bir hayvan resmi koymuşlar, sonuna da karışık.
çok sevmiyor minik adam bu kitabı, sebebini çözemedim ama maketlerin hatırına baktı biraz.
daha güzel bir hayvanlar kitabı öneriniz varsa çok sevinirim.

alışveriş yapmayı düşündüğüm bir oyuncak sitesine bakarken aklıma geldi bu oyun.
evde bulduğum köpüğe boyu kısaltılmış çöp şişleri taktım.
tek gereken şişlere geçirebileceği birşeyler bulmaktı.
sonunda dikiş kutusunda bu zamazingoları buldum:)
çok değişik geldi minik adama, uzun bir süre oynadı onlarla.

alttaki fotoğrafta minik adamın yüzüne nutella mutluluğu yayılmış.
normalde abur cubura kesinlikle karşıyızdır, hem kendimiz hem O' nun için.
nasıl olsa büyüdükçe bir dolu gereksiz şey yiyecek bari erken başlamasın diye düşündüğümüzden aslında.
dün akşam bir ilk yaşandı ve nutellanın tadına baktı minik adam.
toplasan bir çay kaşığı anca yemiştir ama nasıl sevdi görmeniz lazımdı.
mutluluktan tepindi resmen, anasının oğlu işte;)

.
işte böyle geçti bizim haftasonumuz, umarım sizinki de iyi geçmiştir.
bugün pazartesi, yepyeni bir hafta daha başlıyor.
yeni yıla sayılı günler kaldı, çekiliş hediyemi gönderebilirim artık :)

2 Aralık 2009 Çarşamba

Bıyıklı kedinin mutlu sonu...

hastane maratonunun bittiğini düşünüyorum artık.
son 6 gündür yaşanan hastalıklardan sonra minik adamın dikişlerini aldırmak için
bugün son giriş-çıkışımızı da yaptık.
tamam, küçük falanlardı ama gördükçe içim acıyordu.
alınınca o kadar mutlu oldum ki!
hele de dikişsiz yüzünü görünce dans edesim geldi.
ize gelince, çok ufak, incecik, görünür görünmez bir çizgi üzerinde de toplu iğne başı kadar iki nokta.
daha güzel haber bunlarda geçebilirmiş.
.
malesef birde ateş ve kulak iltihabı durumu vardı.
hepsi üstüste gelmeli ya...
hadi neyse...
ateş düştü ama antibiyotik sayesinde.
iltihabik bir durum olduğu için ilaç vermek şart olmuş.
bir ilk daha.
.
hepimiz için bu ay baya bi hareketli geçti.
bakalım 16. ay neler getirecek...

22 Kasım 2009 Pazar

Böyle bir haftasonuydu işte...

Eskiden beri çabuk yorulurum kapalı alışveriş merkezlerinde.
Üstüme üstüme gelir herşey ve herkez.
Minik adamdan beri iyice gitmez olduk.
Bu haftasonuda kapatamadık oralara kendimizi.
Tamamen değişen planlarla hızlı bir haftasonu geçirdik.
Önce babasının ofisine uğradık ve O'nu ordan kurtardık.
Takıldık ailece ;)


Bu güzeller güzeli boncuk gözlü kuzuyu da gördük bu haftasonu.
Büyüdükçe birlikte vakit geçirmeleri daha keyifli olmaya başladı sanki.
Elif kız, minik adamın arabalarıyla oynamasını izlerken çok eğlendi,
Deniz' de Elif kızın oyuncaklarıyla oynarken...


Bir gece önce çok az uyumasına rağmen,
pazar kahvaltısında pek bi keyifliydi minik adam...

Öğleden sonra yollara düşüp minik adamın halasını ziyaret ettik.
Araba koltuğunda, pusette ve uyurken meme emmek isterse çoğu zaman izin veriyoruz...


Haftasonu 3 gün olmalı, bişey anlamıyorum 2 günden...
Pazartesi geldi bile...
Hadi bakalım, perşembe öğlene kadar idare edicez artık ;)

22 Ekim 2009 Perşembe

Poz mu veriyo yoksa bana mı öyle geliyo?

belki annesi fotoğraf çekmeyi seviyor diye,
belki minik adam poz vermeyi seviyor diye,
belki de annesinin fotoğraflara bakarken objektif olamadığından mı,
bilinmez,
ne zaman O' nu çağırsam,
ayrı bir gülüyo,
ayrı bir bakıyo sanki...




Resimleri daha net görmek için üstlerine bir tık...

19 Ekim 2009 Pazartesi

Ortalarda yokuz ama nerelerde olduğumuzda meçhul?

kaç gündür pek sesimiz çıkmıyor...
ailece yoğun bir dönemdeyiz galiba:)
bir ara sadece bu üç hafta geçsin bana yeter diyordum ama
haftalar bittikten sonra pek de yetmediğini anladım...

plaza insanları diye bir kavram var, belki biliniyordur,
sabah girerler ofise akşam zor atarlar kendilerini dışarı bazen de atamazlar,
onlardan biri olma yolunda mutsuz mutsuz ilerliyorum...

sevgilim de ciddi oryantasyon bozuklukları başladı,
birbeşyüz parçaya bölünmekten olsa gerek...

minik adamın son zamanlarda keyfi yerinde, 9. dişini çıkartıyor.
geçen hafta üst damağında morarmış koca bir şişlik görünce baya bir şaşırdım.
bahane oldu doktor Alev' e gittik.
bir ilk daha, artık böyle çıkabilirmiş dişleri.
bu arada uzamış boyu, 78cm olmuş, kilosu da 10,400 gr.
herşey yolunda O'ndan yana, çok şükür...
daha fazla konuşmaya başladı, kendince dayı, teyze, tilki, karga diyo,
yemek istediği şeyleri gösteriyo,
yanımıza oturup kitap okutturuyo, resimlerini inceliyo,
puzzle, ikea oyuncaklarından bunu ve bunu, bir de arabalarını çok seviyo,
biraz daha bebeklikten çıktı sanki, artık baya baya çocuk gibi davranıyo....



Saçlar da baya uzadı...

24 Eylül 2009 Perşembe

Biber, şanslı ve minik adam...

Kedilerden korkan, çekinen annesine inat, kedi seviyor bizim minik adam.
Sevmek aslında az bile kalıyor,
dile gelse "anne, eve götürelim nooooluuuur" diye başlar söylenmeye.
Malesef şu an böyle bişey düşünemiyorum bile...

Hem uzun zamandır görüşme fırsatı aradığımızdan,
hem de madem kedileri eve getiremiyoruz, biz kedilere gidelim dediğimizden,
iki canın, Gökçekız ve Tolga' sının evlerine misafir olduk.
Bir evi ev yapan dört duvar değildir, içindeki insanlardır derler ya,
bu ev sıcacıktı, aşk doluydu, huzur ve mutluluk vardı.
Bir de evin çocukları biber ve şanslı...
Biber, bizi şaşırtarak minik adamın kendisini sevmesine izin verdi, yaklaşık 15 saniye kadar...
Ama şanslı daha çok şaşırtarak uzakta kalmayı tercih etti.
Hatta bir süre evin içinde köşe kapmaca bile oynadılar...



Sevgili canlar, bu güzel bayram günü için teşekkür ederiz...

29 Ağustos 2009 Cumartesi

Ödül gelmiş, hoşgelmiş...

Sevgili Juve bizi, "Yaratıcı Blog" ödülüne layık görmüş, teşekkür ederiz...
Tatlı yanaklarından öperiz:)
Ödülümüz tatilde geldiği için ancak cevap verebiliyoruz, gecikmeden dolayı da özür dileriz...

Ödülün kuralları:
- Ödüllendirene teşekkür edin ve linkini yayınlayın.
- Ödülün logosunu yayınlayın.
- Kendiniz hakkında 7 ilginç şey yazın.
- 7 bloggerı ödüllendirin ve linklerini yayınlayın.

Aslında dürüst olmak gerekirse iki sebepten bu postu yazıyorum:
birincisi Juve' yi çok sevdiğimden kırmak istemiyorum,
ikincisi bir ilk olduğu için geri çevirmek istemiyorum...
Yoksa bu ödül işinin çok da bana göre olduğunu sanmıyorum.
Blogumuz oğluşumla ortak alanımız olduğu için 7 ilginç şeyi ortak yazmaya karar verdim:

* Minik kuş: Bir sürpriz bebek! Plansız, programsız hareket etmeyen annesine inat, annesinin hayatına aniden girmiş bir afacan.
* Nilo: Takıntılıdır, eksik şarkı sözünü veya zayıf isim hafızasına rağmen hangi oyuncu nerden oynadığını hatırlayana kadar rahat edemez.
* Minik kuş: Hemen hemen bütün kelimeleri doğru yerde kullanır ama topa top demektense "puu" demeyi tercih eder.
* Nilo: Düzenlidir, gözü kapalı evde yada ofiste neyin nerde olduğunu bilmeli ve tek bakışta da bulmalı. Bişeyler aramayı hiç sevmez.
* Minik kuş: Babasına olan düşkünlüğü ile ünlüdür. Eğer babası evde değilse baba diyerek bütün odaları arar.
* Nilo: Eski iş koliklerden, son iki yılda gerçeği fark eden aydın kesimden.
* Minik kuş: Kedi, köpek, karga, kuş, karınca hastası.

Başlarken biraz mızmızlandım ama yazması keyifliymiş:D
Ve sıra geldi ödülü göndermeye, hepsine sevgilerimizle...

21 Temmuz 2009 Salı

Disiplin?

Tatlı kuşum neredeyse 11 aylık oldu...

Emekliyor, yardımla yürüyor -bazende yardımsız ve canı isterse birkaç adım atıyor ;)- yaramazlık yapıyor; digitürk kartını yerinden çıkarıp bize almamız için uzatıyor, prizlere parmağını sokmak istiyor, masanın üzerindekileri deviriyor, dolapları boşaltıyor, buzdolabını açıyor, elindekileri yere atıyor, balkondaki domateslerimi çekiştiriyor, 1 dk yerinde durmuyor:)

Önceden kararlaştırılmamış tamamen doğal akışlı rollerimiz var sevgilimle. Ben kötü polisim sevgilim iyi polis. Ben disiplin yanını besliyorum babası ise özgür yanını, ben hayırı daha çok kullanıyorum, sevgilim ise hadiyi. Mümkün olduğunca dengelemeye çalışıyoruz, keşfederek öğrenmesini engellemeden, kısıtlamadan ve tabi ki bizi de dinlemesini sağlayarak. Yavaş yavaş oğluşumda kime, neyi, ne kadar yaptırabilceğini anlamaya başladı. Ben daha net bir duruş sergiliyebiliyorum, istediğini her zaman yapmasamda yapmadığım zamanlarda dikkatini başka birşeye verdirerek geçiş yapmaya çalışıyorum. Babasıyla her ne istiyorsa oluyo, bu asla bir şikayet değil, seviyorum sevgilimin bu aşırı verici tavrını ama ileride ne olucak bilmiyorum;)

Zor zanaat gerçekten çocuk yetiştirmek, tüm bu koşuşturmanın içinde dengeli olucaksın, daha da önemlisi dengeyi koruyacaksın...

Bunları düşünürken şu yazıyı buldum. Daha öncede bahsetmiştim Gelişim Uzmanı Psikolog Sinem Olcay'ın yazılarını takip ediyorum diye, bu yazıda onlardan biri:

Disiplin Gerçekten Gerekli mi? (Bölüm 1)

Küçük çocuğu olan ailelerin pek çoğu bu soruyu sık sık sorar ve cevap olarak, bu yaş grubu için disiplinin aslında gerekli olmadığını duymak ister. Bu yaklaşımdaki anne babaların inandığı şey: ‘Eğer çocuğumu sever, ona anlayış gösterir ve duyarlı davranırsam disipline ihtiyacı olmaz çünkü böyle davranılan çocuklar doğal olarak sevecendirler ve ebeveynin isteklerine kendiliğinden uyarlar’ düşüncesidir.

Malesef ki çocuk yetiştirmek bu kadar basit değildir. Çocuklarımız, bizim kopyalarımız değildir. Onların da kendi istekleri, ihtiyaçları ve hatta planları vardır ve çoğu zaman bu istekler ailenin genelinin kazanımıyla uyumlu olmaz. Küçük çocukların, belirli bir davranışın kabul edilebilir ya da kabul edilemez olduğunu öğrenebilmesi için ebeveynin tepkisini görmesi gerekir. Çocuğumuz büyüdükçe, sosyal ve duygusal açıdan sağlıklı gelişebilmek için sevecen yanımızla birlikte disiplin veren yanımıza da mutlaka ihtiyaç duyacaktır.

Disiplin, çocuğa içsel kontrolü öğretme yoludur. Doğru disiplin yönteminin ne olduğu ise çocuğun gelişimsel düzeyine göre farklılaşır. Henüz konuşamayan ya da çok az konuşabilen küçük çocuklar için sözlü disiplin yerine ebeveynin duruma müdahale ederek davranışı durdurma ya da başka bir yöne kaydırma şeklinde disiplin vermesi daha faydalıdır. Daha büyük, konuşma becerileri gelişmiş çocuklarda ise içsel kontrol daha fazladır ve onlar için, ne yapıp ne yapamayacaklarının sözlü olarak söylenmesi daha ideal bir disiplin şeklidir. Aslında, 3-4 hatta daha büyük yaşlara gelmiş çocuklar bile bazen sınırları fazlasıyla zorlayabilirler. Ebeveynin direkt ve kararlı müdahalesi bu yaş grubunda bile zaman zaman gerekli olabilir.

Doğru disiplin şeklinin, çocuğun yaşa bağlı gelişimsel ihtiyaçlarına göre nasıl farklılaştığını anlamak için gerçek hayattan örneklere bakabiliriz:

14 Aylık Efe, etraftaki herşeyi keşfetmek isteyen oldukça hareketli bir çocuktur. Salonda duran saksıların içindeki toprakları yemek, elektrik prizine parmağına sokmak, lavabonun altındaki dolabı açmak ve çöp kovasını devirip içinde araştırma yapmak, yerde bulduğu her çöpü merakla incelemek ve ağzına götürmek Efe’nin sıklıkla yaptığı şeylerdir.

Aslında Efe’nin yaptıklarında ahlaki açıdan bir yanlışlık yok ama sonuç olarak bu davranışlar kirli, yıkıcı ve tehlikelidir. Efe’nin ailesi evi güvenli hale getirmek için elinden geleni yapmıştır ama Efe her seferinde karıştıracak yeni bir şey bulmaktadır. Bu süreç pek çok aile için oldukça zorlayıcıdır. Ailenin, çocuğun yanlış davranışıyla her karşılaştığında kararlı şekilde ‘hayır’ demesi ve çocuğu uygun şeylere yönlendirmesi gerekmektedir.

Çoğu zaman çocuk koyulan sınırlardan ve yönlendirmelerden hiçbir şey anlamıyor gibi gözükür ama her bir deneme aslında bir katkı sağlamaktadır. Çok yakında Efe yasaklı hedefe yaklaşırken duraksayacak ve devam etmeden önce ebeveynin yüz ifadesini kontrol etmeye başlayacaktır. Tüm bunlar Efe’nin anne babasının yasaklamalarını ve yönlendirmelerini hatırladığını göstermektedir ve bu hatırladıkları, Efe’nin bir türlü bastıramadığı her istediğini yapma dürtüsüne artık baskın gelmeye başlamıştır.

Bu süreç daha uzun zaman devam edecek olsa da Efe vicdan diye bildiğimiz yanının temellerini atmaya başlamıştır. Çocuklar için doğru davranışları içselleştirme süreci doğrunun ne olduğuna dair dışarıdan gelen komutlara uyarak başlar.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

*** SANTANA ***

Carlos Santana...
2 saatten fazla aralıksız performans...
Boğazın serin sularının kıyısında, dolunay ışıltısıyla unutulmaz bir gece...
İnanılmaz bir keyif...
Ölmeden önce yapılacaklar listeme bir tik daha....







Love supreme...
Supreme....
Supreme....

***Resimlerin üzerine bir tık, daha net görüntü***

20 Haziran 2009 Cumartesi

Bu bebek...

salıncak seviyor....
isteyince tepesinde bile uyuyor...

babasıyla geziyor, tozuyor...
yatıyor, yuvarlanıyor...
sanki şimdiden güreşiyor...

annesi ile oynuyor...
annesine cevap veriyor...
sanki şarkı söylüyor...