Kısacası büyüyor... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kısacası büyüyor... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2012 Perşembe

muhabbetler vol.3

uzun zaman oldu farkındayım... taslaklarımda kalmış, orda öylecene kalmasına gönlüm razı olmadı...

öptüm, sardım, sevdim...

****

keyifli ve bol muhabbetli bir yılbaşı kutlamasının ardından sakin bir cumartesi geçiren aile, soğuktan sebep kısa süren bir park gezisinden sonra pazar akşamı moduna geçilmiş, banyolar yapılmış, süt içilmiş, dişler fırçalanmış ve yatak odasına gidilmiştir, muhabbet zamanı başlamıştır.

minik adam: kaplumbağalayın sulayı çok pis olmuş.
anne: evet annecim.
minik adam: temizledik onlayı babayla.
anne: evet, süper oldu.
minik adam: büyük taşlayı elleme dedi baba.
anne: ağır diye demiştir annecim.
minik adam: küçük taşlayı yıkadım ben.
anne: afferin sana.
minik adam: küçük kamlumbağayı yıkandık.
anne: büyüğünü?
minik adam: büyük kaplumbayı yıkadık sonya.
anne: afferin, ellerinize sağlık.
...uyku kaçamakları...
minik adam: ayabalayı oynadık babayla.
anne: izledim bende annecim.
minik adam: önümüze geçiyolay, yol veymiyoylay.
anne: öyle miii? yanında geçseydiniz?
minik adam: heh, yanından geçtik mavi ayabaylaa..
anne: afferin size.
minik adam: ne renk ayaba seçtin?
anne: ne renk annecim?
minik adam: mavi, kıymızı, sayı, moy, beyaaazz...
anne: oo baya bi oynadınız demek.
minik adam: yağmuy yağdı sonya, şimşek çaktı... sis oldu bide...
anne: siz baya bir abartmışsınız bu oyun işini..
minik adam: heh.
anne: tamam kuşum hadi uyku vakti...
...uyku kaçamakları...
minik adam: annesi ninni söylesin.
anne: senin sıran ama...
minik adam: dandini dandini dastanaaaa... danalay giymiş bostanaaaa... koo bostancı danayıııı... yemesin lahanayııı....
anne: afferin kuzucuma.
minik adam: başka ne sööleyelim?
anne: ne istersin?
minik adam: pış pış kayıkçııı, kayıkçının küyeyiii.
anne: devamı nasıldı unuttum ama..
minik adam: bizim evde deniz vayyy... denizim etini yeysee... annesi onu öpeysee... babası onu seveysee...
anne: çok güzel söyledin annecim... (daldım dalıcam şimdi...) hadi kapa gözlerini...

P.S. Farmville halt etmiş bizim evde CARVILLE var:)

19 Ocak 2011 Çarşamba

:::bize dair:::

* güzel bir yılbaşı tatilinden sonra -epi topu üç gün ama olsun ilaç oldu- ilk iş günü yeşil giydim, bol kazançlı geçsin 2011 diye, ikinci gün mor giydim enerjim artsın diye, üçüncü gün kahverengi giydim toptağa yakın hissetmek için, perşembe gri önümde zor günler var güçlü olmak için ve cuma da kot giydim, rahat olmak için:)) abartmışım...

* blog gezmeyi özledim, readerım kendinden geçmiş vaziyette. zamanımın çoğunu işte geçiriyorum, kalanları ise minik adam ve sevgilimle geçiriyorum. boş bulduğum vakitlerde ya ev işi yapıyorum ya da film seyrediyorum. yoğun bir günden sonra film seyretmek inanılmaz rahatlayor beni, rakamsız, hesapsız güzel bir uyku çekiyorum.

* matematiği, sayıları çok seven bu kişilik yine onlarla bağlantılı bir işte çalışıyor ve istatistik yapıyor. matematiğin kesinliğinden sonra istatistiğin sonuç aralıklarına alışmak zor oldu ilk başlarda. şimdiyse katıldım kervana ve çok kabaca rakamlarla doğru yalan söyleme bilminin bir parçası oldum. hadi bakalım...

* hem kendi işimden hem de sevgilimin yoğunluğundan sevgilimle görüşemez, doğru dürüst muhabbet edemez olduk. haftasonları çalışan kocaya bir yandan üzülürken bir yandan bencillikle keşke yanımda olsaydı diye düşünüyorum. yaz gelsin, sevgilim evine dönsün...

* minik adamın keyfi yerinde onda hava her daim 10 numara. bezi bıraktırmak için çalışmalara başladık, her değiştirdiğimizde hava ısınınca bezin sıcak olacağını, bezsiz daha rahat edeceğini, artık onu takmayacağımızı ve  tuvaletini tuvalate yapacağını anlatıp duruyoruz. vakti zamanı gelince göreceğiz bakalım ektiğimiz tohumlar meyve verecek mi...

* emziği hiç sormaz oldu artık, ne ilginç sanki hayatında hiç yer almamışcasına yaşıyor. en ufak birşeyi daha saklanamaktan hoşlanan, eşyalarına bağlı olan biri olarak bu davranış garip geliyor bana. ama bir yandan da -zorunlu- iradesine hayran oluyorum...

* çok fazla televizyon seyrettirmek istemiyoruz ancak yasaklar delinmek içindir misali en son noktaya kadar zorluyor şansını. yangına körükle gittiğimi bile bile geçen hafta araba sevdalısı minik kuşa Pixar Cars çizgi filminin cdsini aldım, deli olmuş vaziyette. büyük bir keyifle beraber oturup şimşek Mcqueen ve Mater izliyoruz ana-oğul...
P.S. bazıları farmville sever bizim evde carville oynanıyor...

5 Ocak 2011 Çarşamba

atraksiyonlu muhabbetler...

minik adam ve annesinin son zamanlarda uğraştıkları çeşitli oyun ve etkinlikler:
.
anne: sana harika bir sürprizi vaaarrr:)
minik adam:  yaşasıııınn, süypyiiiizzzzzzz.
anne: bak bakalım poşetin içinde ne vaar?
minik adam: aaaaa üçgenley, kayeley, yenkli bunlayyy.
anne: evet aşkım renk renk, hadi sıralayalım onları.
minik adam: sıyalayım onlayıııı, yaşasın.
...poşet nerdeyse yırtılarak açılır, minik adam şekilleri eline aldıkça daha bir keyiflenir...
minik adam: mavi kaye, yeşil daiye, kıymızı dikdöytgen, yenkli üçgenleyyy...
anne: sevdin mi aşkım?
minik adam: çok güzellleeeyyy.
anne: süper, beğenmene çok sevindim.
minik adam: onlayı da koyalım oyaya...
anne: hadi :)

.
anne: aşkım makasla kağıt kesip yapıştıralım mı?
minik adam: makasss, yaşasııın!!!
anne: hadi örtüyü serelim...
minik adam: aaaaa, öytüüüü! seydiiiikkk.
anne: makas, kağıtlar, uhu hazır.
minik adam: kıyt kıyt yapıyoy deniz, yapıştıyıcaz onlayı sonya.
anne: evet annem, önce kesmeliyiz.
minik adam: kaye keselim anne.
anne: parmaklarını deliklere koymalısın annecim, tek elle yapmalıyız. baş parmağın buraya, diğer ikisi buraya.
minik adam: baş paymak buyaya..
anne: eveeeet...
minik adam: onlay buyaya, kesiyoyuuuuzzz...
anne: şimdi uhuyu dök üstüne, ters çevirip yapıştıralım...
minik adam: döktük uhuyu, kelebek gibi oldu anneee..
anne: hay sen aklınla bin yaşa emi çocuk :)))
.
minik adam: anne kıyt kıyt yapalııımmm...
anne: olur aşkım yapalım, kesince yapıştıralım mı peki?
minik adam: yaşasıııın, uhhhuuu:)
anne: hadi bakalım, kesiyoruz, tek elle ama Denizcim, diğer elinle kağıdı tutacaksın...
...işaret parmaklarını deliklere sokmuş kesmeye çalışan minik adam bir yandan da konuşmaktadır...
minik adam: tek elle, baş paymaaakkk oyaya...
anne: evet annem, hadi öyle yap.
minik adam: kıyt kıyt kesiyoy denis anne.
anne: hadi artık yapıştıralım kestiklerini, dök uhuyu üstüne ama ters çevirip yapıştır.
minik adam: döktttüüükkk, ip gibi oldu anne bu.
anne: evet aşkım, afferin. bi tane daha dök bakalım.
minik adam: döküyoy denis, aaa dokuz buuu..
anne: eveeet, aynı dokuza benziyor, yapıştır hadi onu da kuzum...
.
anne: deniz bak sana ne aldımm:) sürpriiizzz:)
minik adam: aaaa süypyiisss!!!
anne: bunlar sticker, yerinden çıkartıp defterinde istediğin yere yapıştırıyorsun...
minik adam: ayabaaaa onlaayy!!!
anne: hadi bakalım, kenarından tutup, bak şöyle çıkartıp yapıştırıcaz.
minik adam: bak şöyle, uhu neyde anne?
anne: annecim, yapışkanlı, uhulu bunlar, sürmeden yapıştırabiliriz.
minik adam: uhulu bunlaaay!!
anne: evet, nereye yapıştıracaksın peki?
minik adam: neyeye yapıştıyacaksııııın, oyaya!!
anne: tamam, yanına ne koycaz?
minik adam: kıymızıııı ayabaaaa... hızlı gidiyoooo anne ooo...
anne: öyle mi?? çok güzel oldu anneemm:)

15 Aralık 2010 Çarşamba

muhabbetler vol.2

bütün gün yoğun bir tempoda çalışan anne, evine gelmiş minik oğlu ile eğlenceli bir gece geçirmiştir. yorgunluktan gözünden uyku akmaktadır ama minik kuşu hiç de aynı durumda değildir, uyku öncesi muhabbetlerine başlarlar vee konu konuyu açar...

minik adam: kadıkööy çook kalabalııkk.
anne: evet aşkım.
minik adam: heyyey insan doluu.
anne: hıhı.
minik adam: tıyafik vay yollayda.
anne: çok araba var annem o yüzden.
minik adam: çook ayaba vay, otobüsley vay, kocaman otobüsley.
anne: evet hayatım.
minik adam: ışık yandı, yeşil yanınca geçiyolay.
anne: kırmızı da?
minik adam: kıymızıda duyuyolay.
anne: aferin sana.
minik adam: taksi, beyaz ayaba, otobüs... yukayda kıymızı metyobüs vay.
anne: yukarda mı?
minik adam: yavaş gidiyoy, yaylayın üstünden.
anne: tren annem o.
minik adam: yanlış söyledim ben, tyen o.
anne: olsun annem sorun değil. (uyusak ya artık...)
...uyku kaçamakları...
minik adam: müzik okulunda ne yaptın?
anne: sabah konuşsak annecim?
minik adam: ömeten geldi, arkadaşların geldi.
anne: evet annem, sabah diyorum ben? (başladık mı ne?)
minik adam: davul çalmadı Deniz.
anne: evet hatırlıyorum aşkım.
minik adam: davulu yerine koydun, defi istedin.
anne: eveet, başka?
minik adam: yumurta çaldın, dizleyine vurdun.
anne: hııııhı. (dalıyor muyum ne?)
minik adam: aşağı yukayı salladın, ömetmen gösteydi sana.
anne: evet aşkım, afferin sana.
...uyku kaçamakları...
minik adam: aklıma biy fikiy geldi.
anne: evet aşkım. (hayır aşkım)
minik adam: dişleyimizi fırçalayalım.
anne: fırçaladık ya annem.
minik adam: hı, laboloda.
anne: eveeet.
minik adam: elleyimizi yıkıyoyuz, üzümüzü yıkıyoyuz.
anne: evet annem, hadi uyuyalım artık.
minik adam: anne?
anne: hıı hıı...
minik adam: seni çok seviyoyum ben, mmııııhhhhh.(öper)
anne: bende seni çok seviyorum kuşum... (inanamıyorum gerçekten uyuyorum galiba...)

13 Aralık 2010 Pazartesi

emzik bırakma günlüğü.II.

emziği bıraktırmaya çalıştığımızdan daha önce bahsetmiştim, ilk bikaç hafta hem onun için hem de bizim için çok zor oldu. her saat başı kurulmuş saat gibi sordu, olmadığını söylediğimizde ağladı, zaman zaman dayanamayacağımızı düşündük ama atlattık. dışarı çıkarken, markete giderken ya da arkadaşları ile buluşurken hafif bir korku oluyodu içimizde ya birinin emziğini kaparsa ya da kendininkini tutturursa diye, hem biz dikkatli davrandık hemde arkadaşlarımız çok destek oldular, minik adamın olduğu yerlerde mümkün oldukça kendi veletlerine emzik vermediler.
.
iki haftanın sonunda artık emziğini sormaz veya gördüğü zaman ilgilenmez oldu. bıraktırmayı düşünenlere en önemli iki tavsiyem: zamanını kollayın ve öyle bir zamanda bıraktırın ki bir daha geri dönüşü olmasın ve tabi ki tutarlı olun. söylemesi kolay uygulaması çok zor biliyorum ama bizim en önemli kazancımız bu oldu. başlangıç olarak evdeki, çantalardaki tüm emzikleri toplayıp sakladım ve ne sevgilime ne de bakıcımıza, kimseye nerde olduklarını söylemedim -hatta şu an kendim  bile hatırlamıyorum nerde olduklarını- böylelikle zor durumda kalmayacaklardı. minik adam sorduğunda herkes aynı cevapları verdi ki daha kolay inansın ve daha çabuk unutsun. bazı çocuklar için emziğin anlamı çok büyük, minik adam içinde öyleydi o yüzden her istediğinde uzun süre ağlatmaktansa en sevdiği oyunlarla -bizim için suyla oynamak ve saklambaç oynamak- ilgisini başka noktalara çektik.
.
sonuç mükemmel, artık emzik istemiyor! hatta emziği bıraktırma sebebimiz olan dişlerinin bozulması bile düzeldi sanki ya da bana öyle geliyor:) emziği hayatımızdan çıkardık çıkarmasına ama hayatımıza yeni giren bazı alışkanlıklar oldu: bol bol uyku vakti sohbeti ve işaret parmaklarını ağzına sokma. sohbetlerimizi ara ara yazıyorum, ancak uykuya geçme süresi bazı günler -anlatmak istediklerine bağlı olarak- bir saati bulabiliyor yine de sevgilim de bende çok keyif alıyoruz sonuçta sakin bir ortamda onunla sohbet etmek gibisi yok. fakat şu parmak olayını ne yapacağız bilmiyorum, parmağını kesinlikle emmeye çalışmıyor, sadece tırnağını dişine takıyor. nazikçe çıkarmasını istiyoruz, bakalım zamanla göreceğiz ne olacağını...
.
ayrıca uyku arkadaşlarına da biraz düşkünleşti, bobo ve battiye. batti, minik adam daha doğmadan ananesinin çok beğenenerek aldığı polar bir battaniye ve bobo ise yumuşak köpeği. battiye gözümüz gibi bakıyoruz, bir daha bulamayız ancak bobo ikeadan. her ikisini de bilinçli olarak sevdirmeye çalıştığımız söylenemez, zamanla gelişti aslında. ilk başlarda battiyi kullanışlı diye sürekli yanımıza alıyorduk, sonrasında O da battiyi yanında istemeye başladı. karşı çıkmadık, yazın 45 derece sıcağında kucağında polar battaniye ile uyudu, doktorda, arabada, evin dışında olduğumuz hemen hemen heryerde batti de bizimle. bazen boboyu da yanına almak istiyor ama bobo çantada taşınmayı sevmediği için genelde evde kalmayı tercih ediyor:)
.
bobo ve battiyi bıraktırma gibi bir düşüncemiz yok, ne zaman isterse bırakabilir. ama emzik olayı süper oldu, düşünen ailelere kolay gelsin ve darısı başınıza diyorum...

11 Aralık 2010 Cumartesi

heyyeyde pamuklay uçuyoy...

çok mu kar yağmasını istedim acaba, hemen de cevap geldi, hem de en soğuğundan. çok güzel bir hava var dışarda, evde kalıp dinlenmek sıcak bi şeyler içmek için mükemmel bir hava. söylemeden edemeyeceğim daha az soğuk olmasını tercih ederim tabi ama yine de yaşasın evde olmak!
.
koyun koyuna uyandık minik kuşumla güne. akşam kendi odasında, kendi yatağında uyuttuğumuz çocuk her sabah bizim yatakta uyanıyor. eski yatağının bariyerlerini kaldırmamıştık, ufak olduğu için düşebilir diye ama şimdi yeni bariyersiz yatağında top koşturuyor. biraz büyük almışız daha ortasına bile yetişemiyor sayılır, aile boyu o yüzden yaşasın özgürlük!
.
minik adamla başbaşayız bütün gün, sevgilim haftasonu çalışmaya başladı malesef. ama yine de güzel bir cumartesi bugün, aklımda bir sürü atraksiyon var kuşumla beraber yapmak için. gingerbread kurabiyelerinden yapıp, mikinin oyun evini izlerken yiyebiliriz, parmak boyası yapıp birbirimizin suratını boyayabiliriz ama en heyecanlısı yeni yıl ağacımızı kurabiliriz! evet evet, kesinlikle yaşasın yeniyıl!
.
minik adam uyuyor şimdi, dinleniyorum bende, kendime güzel sıcak bir nescafe yaptım, süt koydum içine bugün nedense. biraz başım ağrıyor dokuza kadar uyudum ya alışık değil bünye. ev çok sessiz, dışarısı çok sessiz, yaşasın sessizlik!
.
bugün çıt çıkmayan evde geçen hafta tam kadro oyun grubu için toplandı. çocukların bağrışmalarından kendi söylediğimizi kendimizin duymadığı, oyuncakların koltukların altından toplandığı, kesinlikle daha az kavgalı, bol kahkahalı, hoş sohbetli, yemeli içmeli, eğleceli bir oyun grubu toplantısı yaptık. minik adam misafilerimizden erkek olanlarına karşı biraz hırçın davranırken gelen tüm bayanlara annelerde dahil öpücükler dağıttı. seviyoruz biz hepsini, herşeye rağmen yaşasın oyun grubu!
.
minik kuşum uyanır birazdan, sevgilim eve gelir. çakılıp kaldığım şu koltuktan kaltıp sıcacık mis gibi bir kış çorbası yapayım yahu. söylemiş miydim, yaşasın evde olmak!

26 Kasım 2010 Cuma

muhabbetler vol.1

sabahın erken saatleridir hatta anneye göre o kadar erkendir ki kargalar bile henüz kalkmamıştır. minik adam her zaman ki gibi saati umursamadan kalkmış ve bir yandan annesini poposuyla yataktan iterken bir yandan "şalona şalona" diye bağırmaktadır. çaresiz acıkta olsa belki koltukta uyuklarım ümidiyle yataktan kalkan anne, minik kuşunun bezini değiştirir, çoraplarını giydirir ve beraber salona giderler. uyumaya devam etmek istemektedir ama minik adam muhabbet etme havasındadır...
...uyku kaçamakları...
minik adam:  ayabalaay çok hızlı gidiyolaay..
anne: eveeet kuşum.
minik adam: önleyine hiiç bakmıyoylay...
anne: bazıları bakıyo ama annecim.
minik adam: annem, siyah ayabanın tekeyleyi bozulmuuuş.
anne: nasıl, tamir edelim hemen?
minik adam: toynavida ile çeviyelim onu.
anne: tamam annecim, başka nesi bozulmuş?
minik adam: önü bozulmuş, ateşe çaypmıış..
anne: aaa ateşe mi çarpmış?
minik adam: hıı, patladı ateş, ayabadan indiler sonya..
anne: kim onlar annem? (aksiyon filmi mi başladı?)
minik adam: abla, abi onlaaayy...
anne: ?!?!?!
...uyku kaçamakları...
minik adam: beyaz ayaba takla atttıııı...
anne: kaza mı oldu? (film bitmedi mi hala?)
minik adam: kaza oldu galibaaaa.
anne: yaralı var mı? ambulans çağıralım?
minik adam: ambulans geldiiiiii, üiüiüi dediiiii...
anne: ?!?!?
...uyku kaçamakları...
minik adam: annesi, köppü yapalııım.
anne: olur aşkım.
minik adam: beyabey köppüden geçsinleeerr.
anne: tamam geçsinler.
minik adam: önce sayı sonya kıymızı geçsin. ambulansta geçsssiiin.
anne: sırayla geçsinler.
minik adam: aaa az daha çapıcaklardı!
anne: neden ki?
minik adam: küüüt küüütttt, anne hiç önleyine bakmıyolaaaarrr...
anne: ?!?!?! (yine başlıyoruz???)
foto by Luna

21 Kasım 2010 Pazar

.emzik bırakma günlüğü.

benim oğluma...
.
aşkım, bayramın ikinci gününden beri emzik vermiyoruz sana. her sorduğunda "emzik tekirdağ' da kalmış" diyoruz, "emzik verim mi sana?" diye soruyorsun, "didip alalım" diyorsun, hatta bir sefer "aağlaaay didip alalım" dedin. ilk birkaç gün her saat başı emziğini sordun, eve gelince, uykudan uyanınca, arabaya binince, banyodan çıkınca, yatağa yatınca, sabah uyanınca, her olay öncesi ve sonrası sordun. şimdilerde ise sanki biraz daha azaldı gibi ama belli olmuyor her an aklına gelebiliyor. emziğinin yokluğunda batti' ye iyice düşkünleştin, bari onu kurtarayım der gibi göremediğinde ya da azıcık geç aldığında ağlıyorsun.
.
aslında baban da bende emzik karşıtı değildik hatta emziğini bizde çok seviyorduk, bizi rahatsız etmiyordu. ama dişlerinin şekli bozulmaya başladı annecim, doktorun çok daha önce söylemişti bıraktırmamızı ama biz kıyamıyorduk çünkü emziğini çok sevdiğinin farkındaydık. tatilde durumun artık çok ilerlediğini kabul ettik ve anlık aldığımız bir kararla emziğini vermemeye karar verdik. evdeki, çantalardaki bütün emzikleri dolabının üstündeki sepetin içine kaldırdık annecim, orda olduğunu biliyormuşcasına durup durup "bakalım oyaya" diyorsun. bazen o kadar ağlamaklı o kadar içten istiyorsun ki emziğini vermemek için gerçekten kendimi zor tutuyorum. suçluluk duygusuyla karışık üzüntü duyuyorum, tek dileğim bu durumun çok uzun sürmemesi...
.
annesinin kuzusu, son döneme ait emzikli fotoğrafını aradım ama bulamadım. ararken fark ettim ki annen hep emziksiz çekmiş senin fotoğraflarını. bir daha emzikli fotoğrafını istesemde çekemeyeceğim aklıma gelince üzüldüm biraz. yazdan kalma beraber bu fotoğrafımızı buldum, beğendim, özür dilerim ama mecburum aşkım emziğini veremem çünkü seni çok çok çok seviyorum...

20 Kasım 2010 Cumartesi

yaz mı geldi yoksa ben mi yanılıyorum?

dün dolapları düzeltirken kutunun içinde duran çam ağacı süslerini ve poşette bir kenara kaldırdığım çam ağacını görünce nasılda mutlu olmuştum, hatta yeni yıla girerken kar yağar mı diye de heyecanlanmıştım. hava bu kadar sıcakken nasıl kar yağsın diye yakınan bir tarafım bir anda hava değişir fırtına çıkar diyen diğer tarafımla çelişiyor. aslında ne istediğimi çok iyi biliyorum ama nasıl olacağını bilmiyorum...
.deli gibi kar yağsın istiyorum ama üşümek istemiyorum.
.güneşli havada minik adamla kardan adam yapmak istiyorum.
.yağmur yağsın fırtınalar kopsun ama gezerken üstüm, ayaklarım ıslanmasın istiyorum.
.her taraf bembeyaz olsun ve iş, okul, hayat tatil olsun istiyorum.
.aralıkta da güneşlenmek istiyorum.
annesinin ne istediğinden bi haber "anne, hava çook güseeel" diye uyanan minik adamla beraber sabahın köründe kendimizi deniz kenarına attık ve kasım ayında güneşlendik...

6 Ekim 2010 Çarşamba

minik adama özel...

bu blogu ilk açtığımdan beri sürekli aklımda olan ve yazmak istediğim bir konu vardı. sıramı bekledim sabırla, başkalarının yazılarını okudum, muhabbetlerine sevindim, acıkta olsa imrendim. sonunda yazıyorum ve mutluyum....
seni ilk gördüğümde toplu iğne başı kadar olduğunu söylemişti doktor. babanla beraber ekrana yapışıp kalmıştık resmen, sanki ne göreceksek heyecan işte. o andan itibaren geri sayım başlamıştı bizim için ve zaman çok yavaş geçiyordu. seni ilk hissedeceğim anı beklemeye başladım, içimdeki minik kelebeği hissedeceğim anı. bir akşam babanla otururken hissettim seni, başladım ağlamaya, inanamadım. sonra minik kelebek büyüdü, minik patiler güçlendi tekmelere dönüştü. dönmedim çok fazla ama bol bol gerindin, bazen poponu bazen sırtını sıvazladım kendimce.
.
sayılı gün bitti vakit geldi ve hastanede kucağıma verdiler seni, dünyanın en güzel bebeğiydin gözlerime inanamıyordum, beraber ağladık bir süre. sonrasında ağlayarak kendini duyurmaya başladın, sesin çınladı kulaklarımda bol bol. ellerin, ayakların, parmakların o kadar minikti ki tutarken, kucaklarken canını yakmaya korkuyordum. emzirmeye başladım seni, farklı bir iletişim boyutu girdi hayatımıza. ağlama ve emzirerek anlaştık bir süre, aguların, gülücüklerin, çığlıkların katıldı aramıza. ilk "baba" dedin sonra da "nene" hatta hem bana hem ananene nene dedin, üzülmedim buna tersine sevindim.
.
uzun süre yaklaşık on kelime ile anlaştık ta ki iki ay öncesine kadar. diyolardı "bir anda oluyor, çorap söküğü gibi geliyor diye" ama ben inanmıyordum nedense. anane demeye başladı önce sonra ama (araba) ve diğerleri geldi. şimdiyse " deni... kapının... akasına...laklandı..." cümlesini bile kuruyorsun duraklayarakta olsa. birçok kelimeyi düzgün söylüyor ve doğru yerde kullanıyorsun. hatta öyle garip kelimeler biliyorsun ki kimden nasıl öğrendiğini araştırmak zoruında kalıyoruz. bazılarını ise çok farklı söylüyorsun, bunlardan çok hoşuma gidenler :

* fu: su
* lıplıp: zıpla, zıplamak
* hüp, füt: süt
* kadavi: kahvaltı
* güge: güneş
* çobat: çorap
* kankangi: karanlık
* penyame: pervane
* amaya: araba
* lekenli: yelkenli
* gambon: kamyon
* gökkü: gökyüzü
* lamıt: yardım
* kobadan: kocaman
* bididet: bisiklet
* peymim: peynir
* emmem:ekmek

minik kuşum konuşmanla bizi çok mutlu ediyorsun, güldürüyorsun, muhabbetinle mest ediyorsun... annen ve baban senin için ne diyor biliyor musun "son kafa ütücü" tamamen sevgiden ama:)

29 Eylül 2010 Çarşamba

doğum günleri peşi sıra gelir...

budapeşte yorgunu olan beden, valizi boşalttıktan sonra bir duş alır ve yatağa girer, tüm bu süreç zarfında beyin artık muhakeme yeteneğini kaybetmiş ve sadece önceden verilmiş kararları uygulamaktadır. sabah minik adamın konusu ile uyanınca herşeyin farklı olacağını biliyordur çünkü...
minik adamın ve sevgilimin özlemi dışında erken dönmüş olmamın bir faydası da tatlım Eylül ve tosunum Efe' nin doğum günü partilerini kaçırmamış olmamdı. harika bir marina ve deniz manzara eşliğinde pamuk prensesli bol oyuncaklı ve tıkınmalı bir doğum günü partisi oldu. ev sahibesi kelebekli Eylül prenses gibiydi...
minik adam Efe' nin doğum günü pastası süslerini çok beğendi, elinden bırakmadı hatta onlar için kavga bile etti. eve götürmek zorunda kaldığımız süsleri ertesi hafta annesine teslim ettik ki hatırası kaybolmasın diye.
diğer ev sahibi, doğum günü tosunu her zamanki gibi çok tatlıydı, etrafa gülücükler attı. geldiğimizde -evet biraz geç kaldık, ben uyanamadım doğal olarak ve hediye faslı derken...- çoktan boyaları yapılmış, takılıyorlardı.
seviyorum ben bu güzelliği, saçlarına taktıkları tokaları, elbiselerini, ayakkabılarını gördükçe kıskanıyorum valla. hem kızım olsun diye hem de süslüler diye:)
ömer... fenomen ömer... yakışıklı, sevimli, huysuz, muzip gülüşlü ömer, senin büyüyünce nasıl olacağını çok merak ediyorum gerçekten...
minik adamın deyimiyle "çokudaga" yiyen bu yaramaz velet sakindi valla o gün. her gördüğümde boyundan büyük işlere kalkışan Derin kalabalıktan mıdır nedir pek bir mülaimdi....
***kıslar sizi seviyorum, iyi ki tanışmışız, doğurmuşuz ve sonrasında kopmamışız... öpüldünüz...***

26 Eylül 2010 Pazar

nasıl bir cumartesiydi o öyle...

hatırlıyorum da eskiden ne kadar çok sirk gösterileri yayınlanırdı televizyonda tabi ki özellikle trt1' de, cumartesi günleriydi diye hatırlıyorum saat onbir sularında. sirk sevgisi çocukluktan kalma bişey benim için, babam, Eso ve ben kaçırmadan mutlaka izler ve tezahürat yapardık, daha çok akrobasi kısmını sevmeme rağmen yine de tüm gösteriyi baştan sona izlerdim nefes almadan.
enteresan bir yaşam tarzı, şehir şehir gezerek insanları eğlendirmeye çalışmak, hayatının büyük bir kısmını evden uzakta ve sürekli yollarda geçirmek, karavanı evin bilmek. benim gibi kök salmaktan, oturduğu yerde oturmaktan, düzenli yaşamaktan keyif alan biri için çok uzak bir yaşam tarzı. denenebilir belki ama kısa çok kısa bir süre için.
seyretmesi keyifli, eğlenceli ama hayvaların sahne aldığı kısımlar pek değil. hem ufak ufak korkuyorum hemde üzüyor beni o kısımlar. izlerken bir ara sevgilime 'inşallah bu hareketleri yaptırmak için çok canları yakmamışlardır' dedim yalan olduğunu bile bile. insanlar hadi seçme şansı var ama yine de böyle bir hayat tarzını seçmişler ama ya hayvanlar, etrafta onlarca kişi var, flaşlar parlıyor ve sen bir kafesin içinde ordan oraya atlıyorsun. ne bilim öyle kendi kendime üzüldüm oralarda...
ilginç olan bir nokta var ki toplam on kişilik bir gösteri kadrosuyla bütün numaraları yaptılar valla. mesela üstteki resimde gördüğünüz bu amca hem kaplan  hem de at terbiyecisi, ne alaka dimi? ya da akrobasi gösterisi yapan çift, üç- dört faklı numara için sahne aldılar. ama benim bu gösteride en keyif aldığım showlar kesinlikle palyaço Bubu' ya aitti...
.
Sabahı daha önce bahsettiğim müzik okulunda -minik adamın bir öğretmeni var artık- öğleden sonrayı sirkte akşamı ise çoluklu çoçuklu ev toplantısı ile geçirdik. Seviyorum böyle yorucu ama yoğun günleri... neyse dışarıda harika bir bahar havası bizi bekler, biz parka gidiyoruz, bekleriz. iyi pazarlar  herkese...
.
P.S. Sirk, sanıyorum bir süre daha devam edecek, bir göz atın derim;)

10 Eylül 2010 Cuma

yarım saat öncesine kadar...

anne iki hafta sürecek bir iş gezine çıkacaktır, sevgilisinden ve oğlundan uzak nasıl dayanacağını kara kara düşünmektedir. son bikaç gününü sadece onlarla ve ailesi ile geçirmektedir. harika bir bayram günü sonrası minik kuşunu alır ve yatağa yatar:

minik kuş: anne...
anne: efendim?
minik kuş: ama? (çev. araba)
anne: yarın sabah uyanınca oynarız annecim.
......
minik kuş: anne, patta (çev. pasta)
anne: evet annecim, pasta yedik, ne zaman?
minik kuş: deni mumu iki püüüüüffffff. (çev. deniz mumu (iki şeklinde) üfledi)
anne: evet kuşum, mumu üfledin.
minik kuş: anne, yandi tekka. (çev. yandı tekrar)
anne: tekrar kim yaktı?
minik kuş: anane.
anne: ananen tekrar yaktı mı mumu?
minik kuş: hıhıhı. anne, iiiki doğduu deni. (çev. iyi ki doğdun deniz)
anne: şarkı mı söyledik, kim söyledi?
minik kuş: anne, baba, anane, abla, ebe, eelül, agu. (çev. efe, eylül, ayşegül)
anne: başka?
minik kuş: karde, hekke, heppi. (çev. kardeş, herkes, hepsi)
anne: herkes söyledi dimi? 
minik kuş: hıhıhı. anne, kebek uçttuuu. (çev. kelebek uçtu) 
anne: evet aşkım, kelebekler uçuyordu. (kelebek fırlatan oyuncak filden bahsediyor)
minik kuş: mami, yelli, gımı, noni, gyi. (çev. mavi, yeşil, kırmızı, sarı, gri) 
anne: renkli kelebekler uçtu hayatım, haklısın. 
minik kuş: anne, iiiiki doğdu deni, şak şak şak.. (alkışlayarak)
anne: evet birtanem, iyi ki doğdun diye şarkı söyledik.
...... 
minik kuş: anne, ama? (çev. araba) 
anne: uyanınca aşkım, uyku vakti hadi... 
minik kuş: adi... (çev. hadi) 
anne: hadi kapat gözlerini...
.....
not: aslında muhabbet burda bitmemiştir ama yazar en sevdiği kısımlarından biri olan doğum günü kısmını oğlunun güzel bir gün geçirmesine yardımcı olan ve katılan herkese tekrar teşekkür etmek ve hiç unutmamak için paylaşmıştır...

28 Ağustos 2010 Cumartesi

kraki ile tanışmak ister misiniz?

tatilden sonra İstanbul' a alışmak ne kadar da zormuş, sıcağı, kalabalığı, trafiği hepsi insanın ayrı ayrı gözüne batıyo. minik adamdan ayrılıp tekrar işe gitmekse en zoru oldu. üç dört gün önceden anne ile babanın işe gideceğini anlatmaya başladık, az da olsa ağlar diye beklerken hiç ağlamadı hatta kapıda kısacık bir öpücük verdikten sonra poposunu dönüp hızla odasına doğru koşmaya başladı. bozuldum valla ne diyeyim ama kısa bir süreliğine sonra geçti. bu hafta nasıl bitti anlamadım valla cumartesi oldu bile. yeni bir uygulamaya başladık nasıl olsa bitmiyor diye ne kadar iş olursa olsun mesaiye kalmamak. dün akşam baya bir bozduk ama olsun yine de dört gün eve normal saatte gelmek cepte. işe alışabildim mi hayır, iki haftalık tatilden çıkmama rağmen iyi ki pazartesi tatil diyorum...

evimi özlemişim... özledim özlemesine de döndükten sonra bitmeyen işler vardır ya, ayak altında durmasın diye boşaltılan valizler, etrafı toplarken aradan çıksın diye makinaya atılan çamaşırlar, hafta içi rahat ederim diye yapılan temizlik, yığılan ütüler ile uğraştım biraz, çabuk bitti ama... üç kişilik evimde sakin sessiz bir akşam üstünden sonra güzel bir film izleyip, yatağıma yatmayı özlemişim... tatilin ilk haftası kalabalığa alışmakla ikinci haftası tadını çıkarmakla bu hafta ise tekrar sakinliğe alışmakla geçti. diyeceğim şu ki hem insanları özledim hem de özlemedim. özlediklerimin bir kısmı ile bugün çok keyifli bir müzik atölyesine katıldık...

yamaha müzik okulunda haftanın bir günü birbuçuk dört yaş arası çocuklar için müzik eğitimi veriliyor. minik adam "mümü, mümü (müzik), güm güm" diyerek keyifle okulun yolunu tuttuk ama içeri girdiğimiz andan itibaren ilk ders olmasınında verdiği etkiyle yerinden kalkmadı, ellerini çırpmadı, birçok oyuna katılmadı. sevmedi diye korktum, ilk 20 dakikayı böyle geçirdi çünkü, sonrasında biraz biraz alışma belirtileri gösterip katıldı şarkılara.

ilk başta minik adamı sınıfta tutmakta ders bittikten sonra da sınıftan çıkarakta zorlandık. oynamakta çekindiği oyuncaklar ile herkes gittikten sonra oynamaya başladı, davul çaldı, çıngırak yumurtalar ile oynadı, topları tekrar etrafa döktü, hatta büyük sınıfları gezip orga bile el attı.
biz denedik ve çok eğlendik, biz de deneyelim derseniz bir bakın deriz: yamaha müzik okulu... herkese iyi haftasonları, öptüm sardım...

30 Temmuz 2010 Cuma

biraz yamuk oldu ama olsun.

minik adamın uzayan saçları içime fenalıklar getiriyordu artık, bir yandan çok ağlayacak diye üzülüyordum bir yandan da kesilince ferahlayacak diye kendimi rahatlatıyordum. iki hafta ana oğul kendimizi ikna ettik ve geçen hafta sevgilimle minik adamın saçlarını kestirmek için E-bebek' in yolunu tuttuk...
ilk başlarda sakindi ama sonrasında bol bol ağlayarak bizi maymundan beter etti.. sonlara doğru yok burası yamukmuş yok burası kalmış umurumuzda bile olmadı...
şimdi böyle geziyor minik adam, gayet ferah, kulaklar fora bir halde.biraz zorlanmış olsakta iyi ki kestirmişiz:)

P.S. haftasonu çoook sıcak olcakmış, artık sapanca mı olur körfez mi olur bilmem atacağız kendimizi biyerlere. herkese iyi hafta sonları, kaçtım ben.

26 Temmuz 2010 Pazartesi

bir renkli bir renkli sorma gitsin...

taşınma telaşına minik adamın odasına bir türlü vakit ayıramamıştım. taşınma dediğime bakmayın siz geçen seneden bahsediyorum ben, yeni bişey değil yani. hep diyordum ya aklımda ufak ufak şeyler var diye ama bir türlü fotoğrafını çekememiştim, sonunda çektim ve beğeninize sunuyorum:
tiger benim en sevdiğim çizgi kahramanlardan birtanesi, odanın perdeleri, lambası, duvar stickerları ve oyuncakları benim göz ve gönül zevkim için. umarın o da zamanlar sever...
kitaplık Ikea Billy koleksiyonundan, burda bahsetmiştim daha önce. çok kullanışlı oldu, oturma odasında ortalıkta duran bir dolu oyuncağın artık kendi odasında bir yeri var ve istediği zaman kolayca seçip alabiliyor.
en sevdiğim oyuncaklardan biri de bu boya kutusu. canımız ne isterse onu seçiyoruz içinden, birgün  pastel, bigün parmak boyası, kara kalem, sulu boya ne eserse. renkli kağıtlar almıştım bazen onları boyuyoruz bazen de masanı ve sandalyesini. içindeki kitaptan daha önce bahsetmiştim, bitirdim sayılır ama yine de yeni fikirler için elimin altında bulunduruyorum. yine kitaptan aldığım bir fikir doğrultusunda -her çocuk gerçek resimlerin çerçevelendiğini er yada geç anlar- ilk yaptığı resimlerden bir tanesini çerçeveleyip odasına koydum diğerini muftağa astım.
minik bir çalışma masası ve sandalye var bir de oda da. Ikea' nın çocuk mobilyası serisinden, duvardaki kalemlik/fırçalık ise süper tatlı yengemin en emeği ama fikir bu siteden...
minik adamın kitapların bir kuple. son zamanlarda en çok Tarçın' ı okuyor ama onun dışında Cemile var, Ali var, onları dışında kıyısı kenarı yenmiş nice kitapla var :)
yapbozlar minik adamın favori oyuncakları, seslisi, sessizi, kulplusu, kulpsuzu hepsini ayrı seviyor. öğrendi artık tabi kolayca yapabiliyor o yüzden keşfe çıkmam lazım bakalım yeni neler çıkmış. aklınızda varsa paylaşın lütfeen:)

P.S. Sevgili yeni anne Dolunay bizi ödüle layık görmüş, teşekkür ederiz. bizde ödülü bizi okuyan herkese gönderiyoruz, sevgiler millet...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

+2: nene ve lavlusu.

evimizin iki yeni üyesi ile tanışın istedim, henüz onlara isim vermedik ama minik adama göre onlar nene ve lavlusu:)
hangisi dişi hangisi erkek, gerçekten biri diğerinin annesi mi hiçbir fikrim yok ancak bu belirsiz halleriyle bile fazlasıyla sevildiler. 
her sabah önce onlar kahvaltı ediyor, minik adamla oynuyorlar ve akşam ilk işimiz yine önce onları beslemek oluyor.  
daha önce bikaç kez su kaplumbağası beslemişti ama minik adam bir ilki yaşıyor hem de hayatından çok memnun olarak:)

12 Temmuz 2010 Pazartesi

şafkalı kedi...

çok büyüdü sanki bu aralar, tepkileri, bakışları, konuşması inanılmaz değişti. İlk başlarda yoğun iş temposundan ben fark edemedim diye düşünüyordum ama bazı tepkileri sevgilimi bile şaşırtınca tek başıma olmadığıma sevindim. kelime sayısında hızlı bir artış var, herşeyi birebir söyleyemiyorsa da papağan misali ne desek peşimizden tekrar ediyor. istediği birşeyi yaptırana kadar diretiyor ama çok şükür ağlamadan. İnanılmaz keyifli iletişim kurmaya başladık, büyümüşte küçülmüş misali bizi dinliyor ha her zaman yapıyor demiyorum ama yapmasa da kafasını emme basma tulumba misali sallayarak onaylıyor ya şimdilik bu da yeter ;)

Kafasına göre takılmaları gittikçe arttı, çekip gidiyor arkasına bile bakmadan. hele koşan bir abi ya da abla varsa çevresinde, nereye gittiğine önemli değil takılıyor peşine. parkta sorun değil de dışarda bu huyundan çok korkar oldum, biraz zorlayarakta olsa elini tutuyorum. sevmiyorum zorlamaları ancak yapacak pek birşey yok gibi hissediyorum. hele ki son zamanlarda pusetsiz gezdiğimizden ve onu sürekli kucağımda taşımam mümkün olmadığından her seferinde el tutma kavgası yaşıyoruz. kim bilir ilerde daha ne kavgalar edicez ama şimdilik kazanmam gereken en önemli kavgam elimi tutmaya onu ikna etmek:)
enteresan bir yemek problemi yaşıyoruz, haftaiçi sorunsuz bir şekilde tüm öğünlerini yiyen çocuk haftasonunu aç geçiriyor, ne kahvaltı ne de öğlen yemeği yiyor. bu zamana kadar asla elimde tabak zorla ağzına yemek tıkmaya çalışan bir anne olmadım hatta inat edip mama sandalyesini mutfaktan bile çıkarmadım. ancak son iki aydır her haftasonunu aynı senaryoyu farklı saat dilimlerinde yaşıyoruz;

anne: kuşum karnın aç mı? yemek ister misin?
minik kuş: hıhıhıhı (kafa bir aşağı bir yukarı sallanır)
anne: tamam kuşum, hadi beraber yapalım. (içten içe mutluluktan uçar)
yaklaşık 30 dakika sonra...
anne: oğlum, hadi mama hazır, bak mis gibi olmuş, hadi sandalyene...
minik kuş: ...... (köşe bucak kaçışta)
15 dakika ikna edip yemek yedirmeye çalıştıktan sonra....
anne: oğlum, yemeyecek misin artık, doydun mu? (içten içe ufak çapta sinir harbi)
minik kuş: ııııhhhııhhhh... (kaşlar havada...)
anne: peki, inelim o zaman sandalyeden... :((

hemen hemen her öğün böyleyiz işte, şaka gibi dimi? bu durumu çok uzatmamaya çalışıyorum ki hem daha çok zorlamamak ve dil dökmemek adına hem de daha fazla sinirlenmemek adına. tüm haftasonunu sadece süt içerek, bazen meyveli muhallebi ve badem yiyerek geçiyor. ama ne olursa olsun kimse beni minik adamın ardından kaşıkla koşarken görmeyecek, kararlıyım :)
bazen düzenini bozuyormuş gibi hissediyorum, saçma dimi? haftaiçi uyku uyuması, yemek yemesi, oyun saati, olmayan televizyon saati, herşey tıkır tıkırken haftasonunu aaaç, uykusuuuzz, yarıım saati aşan televizyon saatleri ile geçiyor. üzülüyorum biraz ama sonra da kendi kendime diyorum ki amaaan, napalım canım, anası babası yanında aç olmuş, uykusuz olmuş, vıııızzzz gelir :) dimi ama?

P.S. hayat normale dönüyor, güzel haberlerim var, bu sefer sadece minik adam vardı, ben sonra.... hepinizi özledim, sevgilim ilk başta seni....

3 Temmuz 2010 Cumartesi

temizlenmekte güzeldir...

buraya yazmıyorum belki ama hep aklımdan yazıyormuşcasına cümleler kuruyorum, özellikle de yollarda...
hayatımda olup bitenleri paylaşıyorum, ama sessizce, biraz da olsun rahatlatıyor galiba, burda tek sorun unutkan bir insan olmam.
her seferinde ne düşünmüştüm ben şimdi, ne güzelde kurmuştum cümleyi, bak unuttum işte gördün mü diye hayıflanıyorum!
kafam o kadar allak bullak ki bu aralar, günü kurtarma çabası içerisindeyim, anlayacağın dengelerim şaşmış vaziyette ey okuyucu :)
nerdeyim diye merak edenler; çalışıyorum, ama öyle böyle değil, sabahtan akşama hatta gece yarılarına kadar...
örneğin şu güzel akşamda sevgilim minik adamla koyun koyuna yatarken, ben programın hata vermemesi için dua ediyorum.
burası sıkıcı ama güzel hem de çok güzel şeyler de oldu bu zaman zarfında, olmaya devam edeceğini de biliyorum,
heyecanım çok büyük, öyle bir sınırda hissediyorum ki kendimi her an ya çok keyifle çalışabilirim ya da çekip gitmek isteyebilirim.
zorlamıyorum çok fazla, şunu biliyorum ki "evrenden torpilim var benim" hem de her zaman, di mi sevgilim? :)
çektiğim tek gerçek ve büyük zorluk sevgilimi ve minik adamı çok özlüyor olmam!
herşeyin yoluna gireceğini biliyorum, girmesi için uğraşıyorum, sadece biraz sabır gerekiyor, gerisi boş...
kirlenmek güzeldir demiştim ya temizlenmekte ayrı bir güzel yahu:) mis kokulu gıdıya burnu dayayıp uyumak, var mı ötesi?

23 Haziran 2010 Çarşamba

kirlenmek güzeldir...

okullar kapanınca nasıl da boşaldı koca şehir, onca insan bugünü bekliyormuş meğer çil yavrusu gibi dağıldılar bi yerlere..biz gidemeyenler ya da şu an için gitsek gitsek ancak parka gideriz diyenler rahat bir nefes alıp olmayanlardan arta kalan oksijenle idare ediyoruz.tamam ya duygu sömürüsü falan yapmaya çalışmıyorum, benim de tatil vaktim gelecek, kendimi kızgın kumlardan serin sulara atacağım, telefonun saatini kurmadan minik adamın sesiyle uyanacağım, bütün gün sadece terlik giyeceğim günler gelecek tabi ancak şu an için klima ferahlığında yapay oksijenli ortamlarda gecenin bir yarısına kadar çalışma var takvimimde. tek gerçek uzaklaşma haftasonları kısıtlı saat dilimlerinde yaşanan cinste...
bişeyi çok merak ediyorum, ben bu görüntüleri çekerken "alisa, çoraplarınla toprağa basma, alisa ellerin kumlu gel silelim, alisa pamuk şekerini doğru dürüst ye" diye bağıran annenin minik adamı gördükçe aklından ne geçiriyordu. sevgilimle ben çimlere uzanmış minik adamın kumla banyo yapmasını izlerken onun içinden müdahele etmek geldi mi acaba?! çünkü ben o kızını her uyarışında "yeter artık yahu" dememek için kendimi zor tuttum!
çok mu önemli gerçekten süper temiz, düzeli olmak. annem bana çok iyi baktı ama beni pamuklara sararak da büyütmedi, sokakta oyun oynayan elleri, üstü başı çamur içinde eve gelen ve hemen banyoya alınan bir çocuktum ben. şimdi oğlum büyük şehirde büyüyo diye fanusta yetiştirecek değilim ya. iki gündür minik adamın yaşadığı pislik dışında yüzündeki gülümsemeyi, çamurlu suyun içinde bir o yana bir bu yana koşarken attığı kahkahaları hiçbişeye değişmem. kınayan kınasın ama nilo der ki "kirlenmek gerçekten güzel şey!"