23 Mayıs 2011 Pazartesi
...evimin fanatikleri...
baba: şampiyon olduk oğlum.
minik adam: ....
baba: biz kazandık oğlum, şampiyon olduk.
minik adam: maça gidelim baba!
baba: bitti ya oğlum maç :))
minik adam: hııı, baksana ne kadar kalabalık!!! arabalara bak:)))
baba: kutlama yapıyorlar oğlum.
minik adam: eveeet, bizde kutlayalım.
baba: hadiiii... :))
3 Eylül 2010 Cuma
08:23
8 Haziran 2010 Salı
altı.
hem onu için değişiklik oldu hem bende bol bol fotoğraf çekme fırsatı buldum...
10 Nisan 2010 Cumartesi
çilekler çiçek açınca...
8 Mart 2010 Pazartesi
8 Mart...
.balkabağın nilo seni çok seviyor.

14 Şubat 2010 Pazar
19 Eylül 2009 Cumartesi
Taht kurmuşsun kalbime...
.böyle saşırtıyorsun beni.
.aslında en sevdiğim yönlerinden biri bu.
.benim plancı yanıma inat, senin sürprizlerle dolu fikirlerin,
.çiçeklerin, maillerin, hediyelerin, tatil planların.
.seninle bir ömrün sıkıcı olması mümkün değil;).
.aklımdan o kadar çok anımız geçti ki bu satırları yazarken.
.yüzüme mutlu bir gülümseme yayıldı sevgilim.
.birlikte geçirdiğimiz doğum günleri düşündüm sonra.
.ilk doğum gününde çoktan evlenmeye karar vermiştik.
.kutladığımız son doğum gününde ise hayatın için en çok istediğin şey gerçek olmuştu.
.çekirdek ailemin sevgili babası, doğum günün kutlu olsun.
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Mutlu Evlilik Yıldönümleri!
Onlar tam 31 yıldır birlikteler...
İyisiyle kötüsüyle bir hayatı paylaşıyorlar...
Çok mutlu oldukları günler oldu...
Sevindiler, bebişleri oldu...
Kavga da ettiler, mutsuz da oldular...
Sıkıntı da çektiler, üzüldülerde...
Ama onlar herşeye rağmen 31 yıldır birlikteler, evliler...
Benim bu evlilikten öğrendiğim çok güzel şeyler var:
Ne olursa olsun ev içinde olan evde kalır gibi...
Çoçuk evin çiçeğidir, ailenin tadı tuzudur gibi...
Sorumluluğu iki kişiye aittir gibi...
İnsan eşinin en yakın arkadaşıdır gibi...
Bazen ayrı gibi görünsende derinden bağlısın gibi...
***
Sevgili annem ve babam,
İyi ki sizi seçmişim ve sevmişim...
İyi ki sizinle yaşlanıyorum...
İyi ki oğluşumun sizin gibi bir ailesi var...
İyi ki varsınız...
Sizi çok seviyorum.
21 Temmuz 2009 Salı
Disiplin?
Emekliyor, yardımla yürüyor -bazende yardımsız ve canı isterse birkaç adım atıyor ;)- yaramazlık yapıyor; digitürk kartını yerinden çıkarıp bize almamız için uzatıyor, prizlere parmağını sokmak istiyor, masanın üzerindekileri deviriyor, dolapları boşaltıyor, buzdolabını açıyor, elindekileri yere atıyor, balkondaki domateslerimi çekiştiriyor, 1 dk yerinde durmuyor:)
Önceden kararlaştırılmamış tamamen doğal akışlı rollerimiz var sevgilimle. Ben kötü polisim sevgilim iyi polis. Ben disiplin yanını besliyorum babası ise özgür yanını, ben hayırı daha çok kullanıyorum, sevgilim ise hadiyi. Mümkün olduğunca dengelemeye çalışıyoruz, keşfederek öğrenmesini engellemeden, kısıtlamadan ve tabi ki bizi de dinlemesini sağlayarak. Yavaş yavaş oğluşumda kime, neyi, ne kadar yaptırabilceğini anlamaya başladı. Ben daha net bir duruş sergiliyebiliyorum, istediğini her zaman yapmasamda yapmadığım zamanlarda dikkatini başka birşeye verdirerek geçiş yapmaya çalışıyorum. Babasıyla her ne istiyorsa oluyo, bu asla bir şikayet değil, seviyorum sevgilimin bu aşırı verici tavrını ama ileride ne olucak bilmiyorum;)
Zor zanaat gerçekten çocuk yetiştirmek, tüm bu koşuşturmanın içinde dengeli olucaksın, daha da önemlisi dengeyi koruyacaksın...
Bunları düşünürken şu yazıyı buldum. Daha öncede bahsetmiştim Gelişim Uzmanı Psikolog Sinem Olcay'ın yazılarını takip ediyorum diye, bu yazıda onlardan biri:
Disiplin Gerçekten Gerekli mi? (Bölüm 1)
Küçük çocuğu olan ailelerin pek çoğu bu soruyu sık sık sorar ve cevap olarak, bu yaş grubu için disiplinin aslında gerekli olmadığını duymak ister. Bu yaklaşımdaki anne babaların inandığı şey: ‘Eğer çocuğumu sever, ona anlayış gösterir ve duyarlı davranırsam disipline ihtiyacı olmaz çünkü böyle davranılan çocuklar doğal olarak sevecendirler ve ebeveynin isteklerine kendiliğinden uyarlar’ düşüncesidir.
Malesef ki çocuk yetiştirmek bu kadar basit değildir. Çocuklarımız, bizim kopyalarımız değildir. Onların da kendi istekleri, ihtiyaçları ve hatta planları vardır ve çoğu zaman bu istekler ailenin genelinin kazanımıyla uyumlu olmaz. Küçük çocukların, belirli bir davranışın kabul edilebilir ya da kabul edilemez olduğunu öğrenebilmesi için ebeveynin tepkisini görmesi gerekir. Çocuğumuz büyüdükçe, sosyal ve duygusal açıdan sağlıklı gelişebilmek için sevecen yanımızla birlikte disiplin veren yanımıza da mutlaka ihtiyaç duyacaktır.
Disiplin, çocuğa içsel kontrolü öğretme yoludur. Doğru disiplin yönteminin ne olduğu ise çocuğun gelişimsel düzeyine göre farklılaşır. Henüz konuşamayan ya da çok az konuşabilen küçük çocuklar için sözlü disiplin yerine ebeveynin duruma müdahale ederek davranışı durdurma ya da başka bir yöne kaydırma şeklinde disiplin vermesi daha faydalıdır. Daha büyük, konuşma becerileri gelişmiş çocuklarda ise içsel kontrol daha fazladır ve onlar için, ne yapıp ne yapamayacaklarının sözlü olarak söylenmesi daha ideal bir disiplin şeklidir. Aslında, 3-4 hatta daha büyük yaşlara gelmiş çocuklar bile bazen sınırları fazlasıyla zorlayabilirler. Ebeveynin direkt ve kararlı müdahalesi bu yaş grubunda bile zaman zaman gerekli olabilir.
Doğru disiplin şeklinin, çocuğun yaşa bağlı gelişimsel ihtiyaçlarına göre nasıl farklılaştığını anlamak için gerçek hayattan örneklere bakabiliriz:
14 Aylık Efe, etraftaki herşeyi keşfetmek isteyen oldukça hareketli bir çocuktur. Salonda duran saksıların içindeki toprakları yemek, elektrik prizine parmağına sokmak, lavabonun altındaki dolabı açmak ve çöp kovasını devirip içinde araştırma yapmak, yerde bulduğu her çöpü merakla incelemek ve ağzına götürmek Efe’nin sıklıkla yaptığı şeylerdir.
Aslında Efe’nin yaptıklarında ahlaki açıdan bir yanlışlık yok ama sonuç olarak bu davranışlar kirli, yıkıcı ve tehlikelidir. Efe’nin ailesi evi güvenli hale getirmek için elinden geleni yapmıştır ama Efe her seferinde karıştıracak yeni bir şey bulmaktadır. Bu süreç pek çok aile için oldukça zorlayıcıdır. Ailenin, çocuğun yanlış davranışıyla her karşılaştığında kararlı şekilde ‘hayır’ demesi ve çocuğu uygun şeylere yönlendirmesi gerekmektedir.
Çoğu zaman çocuk koyulan sınırlardan ve yönlendirmelerden hiçbir şey anlamıyor gibi gözükür ama her bir deneme aslında bir katkı sağlamaktadır. Çok yakında Efe yasaklı hedefe yaklaşırken duraksayacak ve devam etmeden önce ebeveynin yüz ifadesini kontrol etmeye başlayacaktır. Tüm bunlar Efe’nin anne babasının yasaklamalarını ve yönlendirmelerini hatırladığını göstermektedir ve bu hatırladıkları, Efe’nin bir türlü bastıramadığı her istediğini yapma dürtüsüne artık baskın gelmeye başlamıştır.
Bu süreç daha uzun zaman devam edecek olsa da Efe vicdan diye bildiğimiz yanının temellerini atmaya başlamıştır. Çocuklar için doğru davranışları içselleştirme süreci doğrunun ne olduğuna dair dışarıdan gelen komutlara uyarak başlar.
24 Haziran 2009 Çarşamba
Oğlumun babasına...
Avşa adasında aşırı sıcak bir çarşamba günü...
Sıcak kumların üzerinde, güneşin en tepede olduğu öğlen saati...
Kahvaltıdan sonra deniz kenarına inmiştik, cafcaflı kalabalıktan uzak bir yerde takılmayı tercih etmiştik. Bizden önce denize inenlerin yanında yerimizi alıp, ooo ne güzel şemsiye de getirmişler diye sevinmiştik. Arkadaşın minik kızını kucağında denize girmeye getirdiğinde sen şemsiye gölgeliğinde kitap okuyordun, huysuzlanıyordu bebiş, normaldi aslında, deli gibi sıcaktı, sinekler bile serin bir yer arıyodu. Çocukları sevdiğini yeğenlerine olan sevginden, öğrencilerine olan ilginden biliyordum ama o zamana kadar bir bebekle iletişimine şahit olmamıştım. Sakince huysuzlanan bebeği annesinden aldın, şezlonga oturdun, minik kuzuyu göğsüne yatırarak pışpışlamaya başladın. Hayretler içinde o güzeller güzeli bebeğin temmuz sıcağında kumların üstünde çıplak göğsünde uyumasını izledim...
Ve aklımdan geçen tek şey "Bu adamla evlenilir" oldu...
Ertesi gün evlenme teklif ettin, aslında pek teklif de sayılmazdı, evlenmeyi önerdin diyelim:))
Herşeyin başlamasında 13 ay sonra evliydik...
5 yıl geçti...
Bana yaşattığın mutluluğun yanında şimdi de oğlumuzu mutlu ediyorsun...
Diyeceğim şu ki: "Aşkım sen çok iyi bir babasın"
21 Haziran 2009 Pazar
Babacım, babalar günün kutlu olsun...
Enterasan bir adamdır benim babam... Belki çok farklı kültürlere sahip iki kişi tarafından yetiştirilmesinden belki de yaşadığı yerlerden dolayı çok farklı bir adamdır...Hayat hikayeside kendi gibi farklıdır babamın...
Beyaz Rus bir babanın -resimdeki beyefendi- ile Tatar annenin ilk ve tek çocuğu 1951 yılında Çin' de doğar. Kısa bir süre -3 yaşına kadar- Çin' de yaşadıktan sonra ayrılmak zorunda kalırlar ve birkaç farklı tercih arasından İstanbul' u seçip, buraya gelirler. Burda da çok fazla kalmadan birkaç yıl içinde New York' a yerleşirler. Lise, yüksel okul derken gençlik yıllarının büyük bir kısmını New York sokaklarında geçirir. Özlemediğini söyler ama hala film seyrederken -çok sever- sokakları takip eder, isimlerini söyler, hatta ben küçükken bir sefer gerçekten köşedeki büfeyi bilmişti, tesadüftü belki ama ben çook etkilenmiştim:)) 20 yıl kadar sürer babamın Amerika macerası ve İstanbul' a geri döner, askerlik zamanı gelmiştir -babanem çok istemiş-., türkçe bilmediğinden dolayı askerliğini yapması için Sinop' taki Amerikan üstüne gönderirler ve babam orda annemi görür ve aşık olur...
Eveet, annemle babam böyle bir hikaye sonucu tanışır ve evlenirler ... Gerçi bu hikayenin sadece babam tarafı, annemin ki de baya ilginç, bir ara bahsederim ;)
Keyif ve hobi adamıdır... Doğa yürüyüşlerine ve yüzmeye bayılır. Basketbol oynamayı -artık yavaş yavaş bırakıyo-, izlemeyi -gece kalkıp NBA maçları seyreder hala- ve masa tenisi oynamayı -eskisi gibi değil- çok sever. Çok iyi briç -gerekirse kendi kendine-, domino ve satranç -kendi kendine, internette veya kitaptan hiç fark etmez- oynamaya bayılır. Süper yemek yapar -her kadının rüyası- ve çok da yaratıcıdır. Küçükken annem bizi babama bıraktığında süper birgün geçirirdik, yemeğinden gezmesine kadar alışılmışın dışında birgün, bir çocuk daha ne ister :)) Her fırsatta okur babam, ne bulduysa, benzetti beni de kendine, sağolsun...
Babamdan hiç bu kadar detaylı bahsetmemiştim, yazdıkça yazasım geldi. Babamın kızıyım ben ya hemde en uç noktasına kadar...
Konuştukça özlemim arttı...
Canım babam, geleceğin ve oğlumu kucaklayacağın günü sabırsızlıkla bekliyorum...
7 Nisan 2009 Salı
Baba olmak....
*Çalışmalar babanın çocukla vakit geçirmesinin çocuğun ufkunu genişlettiğini göstermektedir: çünkü babanın ilgili olduğu ailelerde çocuğun hayatında özdeşleşecek tek bir kişi yerine iki önemli yetişkin bulunmaktadır. Ayrıca bu çalışmalar, eğer baba ilgiliyse çocuğun arkasında hissettiği desteğin daha sürekli olduğunu göstermektedir. Hatta yapılan araştırmalardan biri, babanın ilgisinin ergenlik döneminde çocuğun kendi değerlerine daha kolay sahip çıkmasını sağladığını ve arkadaş baskısına direnme gücünü arttırdığını göstermiştir.
* Baba için bebeğiyle baş başa kalıp bebeğini tanıma şansı yakalamak çok keyif verici bir deneyimdir. Bebek bakımı konusunda rolü paylaşmak sadece babaya bebeğini daha iyi tanıma şansı vermekle kalmaz, kendisinin yardıma muhtaç, bağımlı, minik bir varlığa bakım veren bir kişiliğe nasıl dönüşebildiğini de daha iyi anlamasını sağlar.
* Bir bebek 2 haftalık olduğunda babasının sesini öğrenir ve bu sesi diğer erkek seslerinden ayırt edebilir. Dört haftalık olduğunda ise anneye, babaya ve yabancılara karşı öngörülebilir davranış farklılıkları gösterir. Bir bebeğin kiminle olduğunu görmeden, davranışlarını gözlemleyerek annesiyle mi, babasıyla mı yoksa bir yabancıyla mı iletişim kuruyor anlayabiliriz. Genelde babaylayken bebeklerin omuzları kabarır, yüzünde hevesli bir bekleyişin ve oyun isteğinin ifadesi olur- kaşları havadadır, ağzını açar, gözleri parlar. Babasının sesini uzaktan duyduğunda bile bu hevesli bakış fark edilir. Dört haftalıkken, babasından annesine göre daha heyecanlı bir ses tonuyla konuşmasını beklemeye başlar. Babanın görüntüsü uzaktan belirdiğinde bebeklerin kendine özgü beden dili “İşte buradasın! Hadi beni al!” der.





