08 Aralık 2009 Salı

Oyuncu kedinin oyunları...

Baktım bu aralar yok hastalıktı, yok rahatsızlıktı pek bi içim karardı.
Konuyu değiştirelim dedim, hem hazır konu oyundan açılmışken iyi de olur.
Buyrun bakalım....
~~~
Ananesinin yaptığı ponponları maşa yardımıyla yumurta kutusuna yerleştirme oyunu oynadık.
Minik adam bir eliyle maşayı tuttu ama kullanmadı diğer eliyle ponponları kutuya yerleştirdi.
Oyunu tekrar deneyeceğiz, maşayı kullanır belki;)
~~~
Sonbahar sepeti aktivitesi yaptık minik adamla.
Sepetin içinde biri açılmış diğeri kapalı 2 kozalak, farklı ağaçlardan toplanmış farklı tonlarda ve şekillerde yapraklar, zemin olarak mısır ve 2 adette çubuk tarçın vardı.
En çok tarçın çubuklarını kemirmekten ve mısırları etrafa saçmaktan keyif aldı :)
~~~
Önceden çamaşır suyu ile yıkanmış bozuk paralar ile kumbaraya para atma oyunu oynuyoruz.
Bu oyunu oynarken extra dikkatliyiz, ne olur ne olmaz...
~~~
Kavanozun kapağına 3 delik açtıktan sonra aliminyum folyo ve şeffaf yapışkanlı kağıt ile kapladım. Parmaklarını deliklere sokarken kapağın kenarları keskin değil böylece. Sonrasında fasulyeleri kavanoza atmaya başladı minik adam...
Akşam da uyumadan önce aynı oyunu ikiye kesilmiş kamışlarla da oynadık...
~~~
Aslında bu oyun "tuzluğa kürdan atma" olarak biliniyor ama biz boyu kısaltılmış çöpşişler ile oynadık.
Sivri uçlu kürdanlar beni biraz korkutuyor.

~~~
Elinde ne varsa kafasına şapka niyetine takmaya bayılıyo.
Bardaklar Ikea'dan, çok kullanışlılar hem renk alıştırması yapıyoruz hem de kule.
Oyunlarımızın bir kısmı bunlar, diğerleri daha sonra.
Son olarak aktivitelerin bi kısmı burdan, bi kısmı burdan örnek alınmıştır ve kalanlar da bizdendir...

06 Aralık 2009 Pazar

iki kişilik pazar...

uzun zamandır başbaşa kalamamıştık minik adamla.
yaşanan rahatsızlıklardan dolayı ya sevgilim yada annem yanımızda.
saat 9 civarında, rekor bir saatle, güne başladık.
fazla uykunun verdiği uyuşukluk paçalarımızdan akıyodu:)
daha önemlisi keyifliydi minik adam.
antibiyotik ve soğuk buhar makinası işe yarıyor diye düşündüm.
harika bir kahvaltıdan sonra biraz oyun oynadık.
sarı mercimekten kendimize kumsal yaptık.
çok şaşırdı, bir süre parmağıyla gösterip "mama" dedi.
deniz kabuklarını öğrendik sonra, bazıları çok ilginç geldi,
üstüste 11 kez sünger dedim:)
kabukları kendi özel kumsalımıza yerleştirdik.
sıkılınca da mercimekleri etrafa saçtı bücür.
kafasında bile mercimek topladım, düşünün.

denemek isteyen olursa çok geniş bir örtü tavsiye ederim.
oyundan çok temizlemesi ile uğraştık çünkü.
şimdi mışıl mışıl uyuyor minik adam...
uyku öncesi tutan bir öksürük krizinde kahvaltısı çıkardı.
sonra da rahatlasın diye verdiğim sütü.
öksürüğü korkutmaya başladı artık.
yarın doktoru ile görüşelim herşey daha iyi olucak.
biliyorum.

02 Aralık 2009 Çarşamba

Bıyıklı kedinin mutlu sonu...

hastane maratonunun bittiğini düşünüyorum artık.
son 6 gündür yaşanan hastalıklardan sonra minik adamın dikişlerini aldırmak için
bugün son giriş-çıkışımızı da yaptık.
tamam, küçük falanlardı ama gördükçe içim acıyordu.
alınınca o kadar mutlu oldum ki!
hele de dikişsiz yüzünü görünce dans edesim geldi.
ize gelince, çok ufak, incecik, görünür görünmez bir çizgi üzerinde de toplu iğne başı kadar iki nokta.
daha güzel haber bunlarda geçebilirmiş.
.
malesef birde ateş ve kulak iltihabı durumu vardı.
hepsi üstüste gelmeli ya...
hadi neyse...
ateş düştü ama antibiyotik sayesinde.
iltihabik bir durum olduğu için ilaç vermek şart olmuş.
bir ilk daha.
.
hepimiz için bu ay baya bi hareketli geçti.
bakalım 16. ay neler getirecek...

30 Kasım 2009 Pazartesi

Bayramın son günü...

sakin bir bayram geçirelim istedik
evde, ailece, başbaşa.
birkaç akraba ziyaretinden, hoş sohbetten ibaret bir bayram
yeterde artardı aslında.
ama günler pek planladığımız gibi geçmedi.
bayramın ilk günü ufak bir kaza geçirdi minik adam,
çok şükür şimdi daha iyi.
dudağının içi iyileşti baya,
dikişleride iyileşiyo,
bir sorun çıkmazsa çarşamba aldırıyoruz.
ben biraz rahatsızlandım bu arada,
süperim dimi, bir ayda iki kez.
yaşadığım üzüntüden mi yoksa yorgunluktan mı bilinmez
tekrar buldu beni hastalık.
bu sefer minik adama da bulaştırdım malesef:(
Burnu akıyo, ateşi var, halsiz,
oyun bile oynamak istemedi bütün gün.
şimdiyse mışıl mışıl uyuyo.
gecenin devamı nasıl geçecek bakalım.
.
sağlık durumu biraz sallantıda ama keyifler iyi.
az önce kaşıkladığım nutella etkisini göstermeye başladı sanırım.
geçmişte olsa tüm blog aleminin kurban bayramını kutluyorum.
.
yarın yeni bir hafta başlıyo.
böyle bir hafta geçirelim derim ben.
Görsel: burdan

28 Kasım 2009 Cumartesi

Bayramın ilk günü...

.yağmur yağmasına alışkın bir bayram sever olarak şaşırtıcı güzellikte bir bayram sabahı başladı.
.minik adam her sabah olduğu gibi uyandırdı bizi.
.sabahları çok mutlu oluyor, bayılıyorum bu haline.
.yatakta aile keyfi yaptık biraz.
.boğuşmaların arasında ilk köpek dişinin sonunda çıktığını farkettik.
.son 1 ay hem azı dişi hemde köpek dişi beraber çıkmaya karar verdikleri için çok zorlu geçiyordu.
.ve sonunda çıkmış olmaları küçük bir bayram provası yaşattı.
.çıkan dişleri sayesinde kahvaltısını daha rahat yedi.
.ve O' nun için yaptığım oyuncağı ile oynamaya başladı.
.
.sonrasında herşey çok hızlı oldu aslında.
.beraber yerde oturmuş oyun oynuyorduk.
.biranda ayağa fırladı ve arabalarını almaya gitti.
.arkasından bakıyordum.
.her zaman yaptığı birşey bu ve benimde O'nunla gitmeme gerek yoktu.
.koşarken önüdeki arabayı fark etmedi ve takıldı.
.biranda dengesini kaybetti ve kafasını vurdu.
.hatta alnını vurdu sandım.
.sevgilime bağırdım çok kötü vurdu diye.
.fırladık, kucağıma alıp yüzüne baktım.
.içimden şimdi şişecek diye geçiriyordum.
.kaptığım gibi banyoya koştum.
.yüzüne su çarpması için sevgilime bırakıp mutfağa buz almaya gittim.
.10 saniye sonra döndüğümde ağzından kanlar akıyodu.
.üstü, yüzü, lavabo, sevgilimin elleri kan içindeydi.
.anlamadım önce, nerden çıktı dedim, kafasını vurmuştu sadece.
.sevgilim yüzünü yıkadıkça dudağının altındaki yarığı fark ettim.
.yeni çıkan dişleri çok derin kesmişti.
.kanamayı durdurabildiğimiz kadar durdurup kendimizi dışarı attık.
.in cin top oynuyodu sokaklarda.
.hastaneye gittiğimizde O sakinleşmiş ama bu sefer ben başlamıştım.
.cerrah "2 dikiş" dedi.
.O' nun dudağına ama benim kalbime 2 küçük dikiş.
.en küçük iğne ve en ince iplik ile 2 küçük dikiş.
.O ağlar, ben ağlar.
.benim paniğimin tersine sevgilim olayın başından beri çok sakindi.
.seviyorum soğukkanlılığını.
.gözüm tentürdiyot şişesinde.
."tamam annecim, bitsin parka gidicez annecim, söz kedi sevicez annecim" ler arasında.
.bitti ızdırap.
.kaza gerçekleşmeden önceki fotoğraflarından biri bu.
.şimdiyse tek tarafı bıyıklı kedi gibi.
.şükrediyorum, daha kötüsü olmadı diye.
.korkuyorum, iz kalır diye.
.bilmiyorum, inşallah kalmaz.
.üzülüyorum, acaba bişeyler yapabilirmiydim diye.
.dualar ediyorum, çabuk iyileşsin diye...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Bir&bir...

Luke Rhinehart'ın yada yazarın gerçek adıyla George Cockcroft' ın ilk kitabı Zar Adam.

Yazar aslında psikoloji eğitimi almış bir Zen Tarihi ve Batı Kültürleri öğretmeni. Ders sırasında hayatı zarın kontrolüne bırakma konusuna deyindiğinde sınıftan aldığı ters tepkiler sonucunda bu yaşam tarzının bir kitap olabileceğine karar vermiş ve yazdığı kitabı kendi zar deneyimlerini kullanarak Luke Rhinehart adıyla yayınlamış.

Kitap, Manhattan' da yaşayan evli, 2 çocuklu, hali vakti yerinde ama hayatından aşırı derecede sıkılmış bir psikoloğun bir gece zara seçenekler verip gelen seçenek ne olursa olsun yerine getirmesiyle başlıyor. Yaklaşık 500 sayfa boyunca yazar, aklına gelen her iyi yada kötü durumu kendinden kurtulmak, tekli kişilikten sıyrılıp çoklu kişilik olabilmek adına zara seçenek olarak veriyor ve uyguluyor. Benim gibi "en güzel değişim yavaş olandır" diyen biri için bu tür kişilik değişimleri çoğu zaman sınırlarımı zorladı. İlerleyen bölümlerde zar yaşamı ve zar insanları bir tür tarikat haline geliyor ve zar atmaktan oyun olmaktan çıkıp bir yaşam tarzı haline dönüşüyor.

Sinir olduğum çok nokta vardı kitapta ama beğenmedim diyemem, çok ilginç bir konusu ve kurgusu vardı, asla unutmayacağımdan eminim. Devam kitabını araya başka kitaplar aldıktan sonra okumayı düşünüyorum.

Audrey Tautou' nun son filmi Coco Before Chanel...

Ünlü bayan giyim markası Chanel' in kurucusu Gabrielle "Coco" Chanel 'in gerçek hayat hikayesini anlatan, kostümleriyle, görüntüleriyle, müziğiyle izlemesi çok keyifli bir film. Hikaye, Fransa' da bir yetimhanede başlıyor ve harika bir defile ile son buluyor. Bunu yazmamda bir sakınca yok sanırım çünkü sonuçta hepimiz Coco 'nun başarılı bir iş kadını olduğunu biliyoruz ;)

Gerçek hayat hikayelerini izlemek her zaman hoşuma gitmiştir. Eğer bir de filme bi yerlere gelebilmek için çalışan, erkeklerin hakim olduğu moda dünyasında 'biri' olabilmek için uğraşan, hayalleri olan bir kadının mücadelesi anlatılıyorsa ve bu kadını da Audrey Tautou oynuyorsa kesinlikle tavsiye ederim. Filmde, Coco' nun ilk defa denizi gördüğündeki yüz ifadesi, piyano başında Boy' u gördüğü sahneki bakışları ve kendine gömlek diktiğindeki sahnedeki ciddiyeti ve profeyonelliği filmde aklımda kalan ve hoşuma giden birkaç sahne.

Imdb 6,6 vermiş ama benden 8,5 rahat çalışır. Chanel' in hikayesini merak edenler kaçırmasın derim...

24 Kasım 2009 Salı

Sevgilimin örtmenler günü...

Evet unuttum napim, google sağolsun, baktım kağıt kalem o zaman hatırladım.
Çiçek göndermek yerine de kalpli ağaç gönderim dedim hem de süper bir mesajla;)
Görsel: burdan

22 Kasım 2009 Pazar

Böyle bir haftasonuydu işte...

Eskiden beri çabuk yorulurum kapalı alışveriş merkezlerinde.
Üstüme üstüme gelir herşey ve herkez.
Minik adamdan beri iyice gitmez olduk.
Bu haftasonuda kapatamadık oralara kendimizi.
Tamamen değişen planlarla hızlı bir haftasonu geçirdik.
Önce babasının ofisine uğradık ve O'nu ordan kurtardık.
Takıldık ailece ;)


Bu güzeller güzeli boncuk gözlü kuzuyu da gördük bu haftasonu.
Büyüdükçe birlikte vakit geçirmeleri daha keyifli olmaya başladı sanki.
Elif kız, minik adamın arabalarıyla oynamasını izlerken çok eğlendi,
Deniz' de Elif kızın oyuncaklarıyla oynarken...


Bir gece önce çok az uyumasına rağmen,
pazar kahvaltısında pek bi keyifliydi minik adam...

Öğleden sonra yollara düşüp minik adamın halasını ziyaret ettik.
Araba koltuğunda, pusette ve uyurken meme emmek isterse çoğu zaman izin veriyoruz...


Haftasonu 3 gün olmalı, bişey anlamıyorum 2 günden...
Pazartesi geldi bile...
Hadi bakalım, perşembe öğlene kadar idare edicez artık ;)

20 Kasım 2009 Cuma

Cuma değil mi bugün?

Kulaklıkta bu şarkı çalıyo, yüzümde bir gülümseme mutlulukla ritme ayak uyduruyorum.
Haftasonu hava böyle olcakmış, ya burda oluruz ya da evde oyun oynuyo oluruz.
Ve muhtemelen akşamda patlamış mısır eşliğinde bunu veya bunu izleriz...
Wuuhuu ;)
Herkese iyi haftasonları, keyfini çıkarın ;)

Görsel: burdan

19 Kasım 2009 Perşembe

Haftasonuna bir kala...

Çok zor kalktım bu sabah yataktan, kazındım resmen tabiri caizse. Bütün bir günü excel hücreleri arasında geçirdikten sonra gece de uyku da çalışınca sabah gözlerimi açamadım. Kapalı gözle çay demlersen çaydanlığa suyu koymayı unutursun tabi, koca bir afferin bana. Ben bu haldeyken minik adam çoktan uyanmış bağırıyordu odasından, ne enerji sabah sabah :).
.
Bir koşturma halindeyiz her sabah. Kahvaltı hazırla, üstünü değiştir, makyaj yap, saçına bişeyler yap, oğlanı bezini değiştir, oğlanın üstünü değiştir, odaları ve yatakları topla, kahvaltını et, koşar adım servisi yakala...
.
Neyse, herşeye rağmen yakaladım servisi hatta bu sabah 2 dakika ben onları bekledim. Her zamanki gibi uzun yolculuğu kitap okuyarak geçirdim. Ofise girdim, bilgisayarımı açıp şirket maillerine baktım, çayımı içtim arada, çalışacağım dosyaları hazırladım ama başlayamadım...
.
Ve başlamak da istemiyorum...
Belki bir kahve içersem başlarım...
Başlasam çok iyi olucak...
.
Offf neyse, herkese iyi perşembeler...



Görseller: burdan