Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Temmuz 2012 Cumartesi

young swimmer and the fish!

Herkese tavsiye olunur, Galatasaray Yuzme Okulu bi harika!

23 Mayıs 2011 Pazartesi

...evimin fanatikleri...

minik adam: nooldu baba?
baba: şampiyon olduk oğlum.
minik adam: ....
baba: biz kazandık oğlum, şampiyon olduk.
minik adam: maça gidelim baba!
baba: bitti ya oğlum maç :))
minik adam: hııı, baksana ne kadar kalabalık!!! arabalara bak:)))
baba: kutlama yapıyorlar oğlum.
minik adam: eveeet, bizde kutlayalım.
baba: hadiiii... :))

25 Şubat 2011 Cuma

:::martı misali:::

...uzun soluklu ayrılıklar kısa ve kesik cümleler getiriyor aklıma...
...kısa kısa yazsam ne olur ki bu sefer?...
...öyle yapim ben en iyisi...
...minik adaman başlamak ister gönlüm...
...minik adam çok iyi, boyu uzadı, herşey kısacık oluyor, çok komik...
...saçlarını büyük bir mücadele ile tekrar kestirdik, Juve görmen lazım...
...Ayna ablasına çok alıştı, süper anlaşıyolar maşallah...
...bendeniz iş kuşu, çalışkan arı...
...sevgilim deseniz öğreten adam...
...biz derseniz çok iyiyiz, akşam burda olacağız...
...belki aynı çatı altında karşılaşırız...
...olmazsa iyi hafta sonları dileriz...

19 Ocak 2011 Çarşamba

:::bize dair:::

* güzel bir yılbaşı tatilinden sonra -epi topu üç gün ama olsun ilaç oldu- ilk iş günü yeşil giydim, bol kazançlı geçsin 2011 diye, ikinci gün mor giydim enerjim artsın diye, üçüncü gün kahverengi giydim toptağa yakın hissetmek için, perşembe gri önümde zor günler var güçlü olmak için ve cuma da kot giydim, rahat olmak için:)) abartmışım...

* blog gezmeyi özledim, readerım kendinden geçmiş vaziyette. zamanımın çoğunu işte geçiriyorum, kalanları ise minik adam ve sevgilimle geçiriyorum. boş bulduğum vakitlerde ya ev işi yapıyorum ya da film seyrediyorum. yoğun bir günden sonra film seyretmek inanılmaz rahatlayor beni, rakamsız, hesapsız güzel bir uyku çekiyorum.

* matematiği, sayıları çok seven bu kişilik yine onlarla bağlantılı bir işte çalışıyor ve istatistik yapıyor. matematiğin kesinliğinden sonra istatistiğin sonuç aralıklarına alışmak zor oldu ilk başlarda. şimdiyse katıldım kervana ve çok kabaca rakamlarla doğru yalan söyleme bilminin bir parçası oldum. hadi bakalım...

* hem kendi işimden hem de sevgilimin yoğunluğundan sevgilimle görüşemez, doğru dürüst muhabbet edemez olduk. haftasonları çalışan kocaya bir yandan üzülürken bir yandan bencillikle keşke yanımda olsaydı diye düşünüyorum. yaz gelsin, sevgilim evine dönsün...

* minik adamın keyfi yerinde onda hava her daim 10 numara. bezi bıraktırmak için çalışmalara başladık, her değiştirdiğimizde hava ısınınca bezin sıcak olacağını, bezsiz daha rahat edeceğini, artık onu takmayacağımızı ve  tuvaletini tuvalate yapacağını anlatıp duruyoruz. vakti zamanı gelince göreceğiz bakalım ektiğimiz tohumlar meyve verecek mi...

* emziği hiç sormaz oldu artık, ne ilginç sanki hayatında hiç yer almamışcasına yaşıyor. en ufak birşeyi daha saklanamaktan hoşlanan, eşyalarına bağlı olan biri olarak bu davranış garip geliyor bana. ama bir yandan da -zorunlu- iradesine hayran oluyorum...

* çok fazla televizyon seyrettirmek istemiyoruz ancak yasaklar delinmek içindir misali en son noktaya kadar zorluyor şansını. yangına körükle gittiğimi bile bile geçen hafta araba sevdalısı minik kuşa Pixar Cars çizgi filminin cdsini aldım, deli olmuş vaziyette. büyük bir keyifle beraber oturup şimşek Mcqueen ve Mater izliyoruz ana-oğul...
P.S. bazıları farmville sever bizim evde carville oynanıyor...

31 Aralık 2010 Cuma

19 Aralık 2010 Pazar

bu müze herkese tavsiye edilir.

kurban bayramından kalma bir post bu aslında, tembelim diyorum dinletemiyorum. neyse son zamanların en dahiyane fikri olduğunu düşündüğüm indirimli alışveriş sitelerinden birinde Koç Müzesi için giriş biletlerinin yarı fiyatına düştüğünün haberi geldiğinde en kötü beğenmeyiz diye düşünmüştüm. oyun grubu ile haberleşip cümbür cemaat aldık biletlerimizi. harika bir İstanbul sabahında kahvaltımızı müzenin içinde inzivaya çekilmiş Fenerbahçe vapurunda yapmak için yola çıktık. müzenin bahçesine girdiğimiz andan itibaren içerdeki hava bizi sardı, keyiflenmemek mümkün değildi....
bilmeyenlere minik adam bir araba hastası, renk renk saydı hepsini, bir ileri bir geri koştu aralarında. modellerini anlattırdı ama en çok hoşuna gidenler camekanların içindeki küçük model arabalardı. bakmak için geldiğimizi satın alamayacağımızı baya uzun uğraşlarımız sonunda anladı.
müzenin asma katında at arabaları, bebek pusetleri, bisikletler ve motorsikletler yerleştirilmiş. hepsi birbirinden güzel ve özenle korunmuş, bi ikna turu da bu katta yaşadık alamayacağımıza dair...
teknoloji kısmını da düşünmüşler, düğmesine basınca çalışan ve içi görünen makinalar, kolay kaldıraçlar, şeffaf otomobiller, bilgisayarlar hatta ipdlar bile koymuşlar. bütün çocuklar pervane oldular resmen..

trenlerin arasına daldık bir ara, kadıköy-moda tramwayına binip eski günlerimizi yad ettik sevgilimle. koca koca trenlerin dışında müzede 3 uçak, irili ufaklı bir sürü tekne, maketler, itfaye arabaları, kamyonlar, yaklaşık 15dk gezinti yapılabilen yolcu treni, çeşit çeşit motorlar vardı.
ama en uzun vakit geçirdiğimiz yer tabiki atlı karıncaydı, günün sakin bir saatine denk geldik herhalde en az 5 kere yer değiştirip binmişlerdir atlara, arabalara. müzenin bu kısmını sadece onlar değil koskoca veliler de sevdi, hatta bir ara görevliden gelen kırılabilir ihtarı üzerine tahtravalliden inmek zorunda kalanlar, salıncakta biribirini sallayanlar bile oldu:)
.
düşündüğümden çok çok daha güzel bir müzeydi gerçekten. büyük küçük herkese tavsiye ederim, hele fotoğraf çekmeyi seviyorsanız ayrıca tavsiye ederim. güneşli günlerin anısına olsun, iyi haftasonları millet...

11 Aralık 2010 Cumartesi

heyyeyde pamuklay uçuyoy...

çok mu kar yağmasını istedim acaba, hemen de cevap geldi, hem de en soğuğundan. çok güzel bir hava var dışarda, evde kalıp dinlenmek sıcak bi şeyler içmek için mükemmel bir hava. söylemeden edemeyeceğim daha az soğuk olmasını tercih ederim tabi ama yine de yaşasın evde olmak!
.
koyun koyuna uyandık minik kuşumla güne. akşam kendi odasında, kendi yatağında uyuttuğumuz çocuk her sabah bizim yatakta uyanıyor. eski yatağının bariyerlerini kaldırmamıştık, ufak olduğu için düşebilir diye ama şimdi yeni bariyersiz yatağında top koşturuyor. biraz büyük almışız daha ortasına bile yetişemiyor sayılır, aile boyu o yüzden yaşasın özgürlük!
.
minik adamla başbaşayız bütün gün, sevgilim haftasonu çalışmaya başladı malesef. ama yine de güzel bir cumartesi bugün, aklımda bir sürü atraksiyon var kuşumla beraber yapmak için. gingerbread kurabiyelerinden yapıp, mikinin oyun evini izlerken yiyebiliriz, parmak boyası yapıp birbirimizin suratını boyayabiliriz ama en heyecanlısı yeni yıl ağacımızı kurabiliriz! evet evet, kesinlikle yaşasın yeniyıl!
.
minik adam uyuyor şimdi, dinleniyorum bende, kendime güzel sıcak bir nescafe yaptım, süt koydum içine bugün nedense. biraz başım ağrıyor dokuza kadar uyudum ya alışık değil bünye. ev çok sessiz, dışarısı çok sessiz, yaşasın sessizlik!
.
bugün çıt çıkmayan evde geçen hafta tam kadro oyun grubu için toplandı. çocukların bağrışmalarından kendi söylediğimizi kendimizin duymadığı, oyuncakların koltukların altından toplandığı, kesinlikle daha az kavgalı, bol kahkahalı, hoş sohbetli, yemeli içmeli, eğleceli bir oyun grubu toplantısı yaptık. minik adam misafilerimizden erkek olanlarına karşı biraz hırçın davranırken gelen tüm bayanlara annelerde dahil öpücükler dağıttı. seviyoruz biz hepsini, herşeye rağmen yaşasın oyun grubu!
.
minik kuşum uyanır birazdan, sevgilim eve gelir. çakılıp kaldığım şu koltuktan kaltıp sıcacık mis gibi bir kış çorbası yapayım yahu. söylemiş miydim, yaşasın evde olmak!

20 Kasım 2010 Cumartesi

yaz mı geldi yoksa ben mi yanılıyorum?

dün dolapları düzeltirken kutunun içinde duran çam ağacı süslerini ve poşette bir kenara kaldırdığım çam ağacını görünce nasılda mutlu olmuştum, hatta yeni yıla girerken kar yağar mı diye de heyecanlanmıştım. hava bu kadar sıcakken nasıl kar yağsın diye yakınan bir tarafım bir anda hava değişir fırtına çıkar diyen diğer tarafımla çelişiyor. aslında ne istediğimi çok iyi biliyorum ama nasıl olacağını bilmiyorum...
.deli gibi kar yağsın istiyorum ama üşümek istemiyorum.
.güneşli havada minik adamla kardan adam yapmak istiyorum.
.yağmur yağsın fırtınalar kopsun ama gezerken üstüm, ayaklarım ıslanmasın istiyorum.
.her taraf bembeyaz olsun ve iş, okul, hayat tatil olsun istiyorum.
.aralıkta da güneşlenmek istiyorum.
annesinin ne istediğinden bi haber "anne, hava çook güseeel" diye uyanan minik adamla beraber sabahın köründe kendimizi deniz kenarına attık ve kasım ayında güneşlendik...

18 Kasım 2010 Perşembe

the guru

bayram başlamadan keşke acık daha uzun olsaydı diye düşünen bünye şimdi "ne kadar yemek yediğinin farkında mısın, bitsin artık ve yemekten vazgeç!" diye inliyor. aldığım kilocuklar (ne kadar bilmiyorum, sormayın:) bayram bitince üstüme yapışıp kalmaslar bari, yoksa hali hazırda dolap bekleyen popoma girmeyen kıyafetlerimin sayısı daha da artacak. rejim yapmam lazım ama ortada önemli bir sorun var, karşınızda otuz yaşına gelmiş ama hayatı boyunca hiç rejim yapmamış biri var!  
geçen haftalarda başladım mesela, nutella rejimine ama saçma di mi:) bakınız üstteki resimde de görüldüğü üzere çikolata değil inanılmaz lezzetli kabak tatlı götürüyorum. portakal ağacı' nı duydunuz mu hiç, duymadıysanız mutlaka bakın derim, harika tariflerini ve müthiş sofralarını keyifle takip ediyorum. işte bizim ailede de bolca portakal ağaçları mevcut, bunlarda en portakalı ise yengem! benim gibi yemekten pek anlamayan, yaşamak ve çevresindekileri yaşatmak için yemek yapan, malesef yenilikler konusunda bazen beceriksiz olan biri için her yaptı yemekte mucizeler yaratan biri ancak yemek gurusu olabilir. aldığım kilocukların baş sebebi, bizi misafir ettiği iki gün boyunca hem karnımızı hem gözümüzü doyurdu.
ceviz ağacından el oyması bir çeyiz sandığım var bakmaktan keyif aldığım, içi ananemin ve teyzemin el emekleri ile dolu. rahmetli ananem çok uğraştı tığ ile zincir çekmeyi öğretmek için ama beceremedim sonrasında örgü öğretti ama ördüğüm tüm atkılar yamuk yumuk oldu. yemek yapmak yerine yemekten hoşlandığım gibi elişi yapmaktansa bakmaktan hoşlanıyorum. üstteki göz nuru aynı kişinin ellerinden çıkma, hem de yıllar öncesinden gençlik döneminden kalma aynı resimdeki likör takımı gibi...
bir de bu çay altlıklarına bayıldım, kırk yıl önce hediye gelen bu set motifi, parlaklığı, rengi acayip hoşuma gitti... birbirinden farklı hikayesi olan birçok nesnenin fotoğrafını çektim o gün, hepsini ayrı ayrı beğenerek. baktığımda onu hatırlamamı istediği minik bir hediyeyi de yanıma alarak döndüm istanbula.
.
evliliklerinin 40. yılını bitiren sevgili canlarım seviyorum sizi, misafirperverliğiniz çok teşekkürler...

1 Kasım 2010 Pazartesi

bak hele orda ki...

aylar önce aldık biletleri, şansa bırakmak istemedik, İstanbul' dakilerin sağı solu elli olur mu yarım gün için bile tatil planı yaparlar. ama biz de onlara uyduk, herşey bırakıp üç gün adana' ya kaçtık...
her gidişimizde neden bu kadar az kaldık diye hayıflanıyorum. adana ya hiç gittiniz mi bilmiyorum ama benim üçüncü oldu ve her seferinde daha bi çok seviyorum bu şehri. kocaman ama boş yollarını, her kavşakta karşına çıkan fıskiyelerini, kanallarını, kebapçılarını, insanlarını seviyorum. minik adam da çok sevdi, hiç sorun çıkarmadan bol bol gezdi bizimle...
bu ağaçtan daha önce hiç görmemiştim. american diyorlar, göz bebeği gibi görünen kısım aslında ağacın dalları kesildikten sonra kalan kısım ama etrafında ki göz şeklinde ki halka nesi onu bilemedim. merak ettim ve netten baktım azıcık sizde baksanıza çok garip...
buhur' da ilk defa adana ziyaretlerim sırasında gördüğüm bişey. kullanımı aileden aileye değişiyor ve isteğe bağlı yakılıyor. benim gördüğüm kadarıyla manevi bir anlamı var. reçineye benzer hafif katı bir maddeyi ateşin üzerine atılarak yakılıyor, güzel, değişik bir kokusu var...
adana' nın çook meşhur bici bicisi, yemeden dönmedik tabi... o taraflara has genelde yazın yenen ama kış çok sert geçmediği için her daim sevilen rendelenmiş buz, pişmiş nişasta, pudra şekeri ve şerbetten oluşan soğuk bir tatlı. restoranlarda, cafelerde, göl kıyısındaki seyyar satıcılarda bulunan yapması kolay yemesi keyifli bir adana geleneği...
oralara gidip cezerye yemeden dönülür mü. üniversite yıllarımda denemiştim ilk çok sevmemiştim hatta havuçtan yapıldığını duyunca çok şaşırmıştım zamanla sevdim ama. tabi bir de nerden aldığın da önemli, cezerye, çifte kavrulmuş (favorim!), tahin, helva, lokum en güzel yeni uğur' dan alınmalı! hatta yeni uğurun içine girdikten sonra kendini kaybederek alışveriş yapılmalı:)
.
sevgili adana'daki ailem, misafirperverliğiniz, sevginiz ve inanılmaz lezzetli kebaplar -fotoğraf koymadım çok acımasız olurdu:)- için çok teşekkür ederiz. kapımız her zaman açık dört gözle bekleriz:)

24 Ekim 2010 Pazar

orta sıranın en önündeki kız

.bugün gelinlik giydi ve sevdiceğiyle bir ömür boyu beraber olmaya evet dedi.
.Juvekızım güleç yüzlüm bugün evlendi...
.Juvem, seni gelinlikle görünce çok duygulandım, inanılmaz güzel bir gelin olmuştun.
.sizi seviyorum, birbirinize hep böyle bakın ve aşkınız daim olsun.

26 Eylül 2010 Pazar

nasıl bir cumartesiydi o öyle...

hatırlıyorum da eskiden ne kadar çok sirk gösterileri yayınlanırdı televizyonda tabi ki özellikle trt1' de, cumartesi günleriydi diye hatırlıyorum saat onbir sularında. sirk sevgisi çocukluktan kalma bişey benim için, babam, Eso ve ben kaçırmadan mutlaka izler ve tezahürat yapardık, daha çok akrobasi kısmını sevmeme rağmen yine de tüm gösteriyi baştan sona izlerdim nefes almadan.
enteresan bir yaşam tarzı, şehir şehir gezerek insanları eğlendirmeye çalışmak, hayatının büyük bir kısmını evden uzakta ve sürekli yollarda geçirmek, karavanı evin bilmek. benim gibi kök salmaktan, oturduğu yerde oturmaktan, düzenli yaşamaktan keyif alan biri için çok uzak bir yaşam tarzı. denenebilir belki ama kısa çok kısa bir süre için.
seyretmesi keyifli, eğlenceli ama hayvaların sahne aldığı kısımlar pek değil. hem ufak ufak korkuyorum hemde üzüyor beni o kısımlar. izlerken bir ara sevgilime 'inşallah bu hareketleri yaptırmak için çok canları yakmamışlardır' dedim yalan olduğunu bile bile. insanlar hadi seçme şansı var ama yine de böyle bir hayat tarzını seçmişler ama ya hayvanlar, etrafta onlarca kişi var, flaşlar parlıyor ve sen bir kafesin içinde ordan oraya atlıyorsun. ne bilim öyle kendi kendime üzüldüm oralarda...
ilginç olan bir nokta var ki toplam on kişilik bir gösteri kadrosuyla bütün numaraları yaptılar valla. mesela üstteki resimde gördüğünüz bu amca hem kaplan  hem de at terbiyecisi, ne alaka dimi? ya da akrobasi gösterisi yapan çift, üç- dört faklı numara için sahne aldılar. ama benim bu gösteride en keyif aldığım showlar kesinlikle palyaço Bubu' ya aitti...
.
Sabahı daha önce bahsettiğim müzik okulunda -minik adamın bir öğretmeni var artık- öğleden sonrayı sirkte akşamı ise çoluklu çoçuklu ev toplantısı ile geçirdik. Seviyorum böyle yorucu ama yoğun günleri... neyse dışarıda harika bir bahar havası bizi bekler, biz parka gidiyoruz, bekleriz. iyi pazarlar  herkese...
.
P.S. Sirk, sanıyorum bir süre daha devam edecek, bir göz atın derim;)

21 Eylül 2010 Salı

buda - tuna - peşte.

hergün bu kalenin surlarına baktım ve hergün merdivenlerden balo elbisesi giyen bir prenses inse ne güzel olur diye düşündüm. düşündüm çünkü inse hiç şaşırmazdım, manzaranın eksik parçası tamamlanmış olurdu kendimce. peri masalında çıkmış gibi bir yer burası eski çok eski zamanlardan kalma, yıkılmış ama tekrar yapılmış ama hala çok güzel. gerçi Budapeşte' nin tamamı öyle, tepe de Buda ve düzlükte Peşte arada da heybetli Tuna...
kalenin surları ile çevrilmiş çok kalabalık bir meydan burası, herkesin mutlaka ziyaret ettiği bir yer. evden uzak olmanın verdiği sıkıntı ile ilk gece doğru dürüst hiç uyku uyumadan sabahın erken saatinde kendimi dışarı attım, tertemiz bir hava vardı dışarda...
koskoca kale benimmişcesine tek başıma takıldım, başlamak üzere olan uzun haftayı düşünmeden, aklımda sadece evde habersiz uyuyan sevgililerim vardı...
bölge çok güzel korunmuş, kalenin etrafındaki binalarda gayet iyi durumda bazılarında tadilatlar devam ediyor. hatta bazı eski binalarda yaşanlar var ama çoğu süper lezzetli yemekler yapan geleneksel lokantalar ve cafelere dönüştürülmüş. onların dışında içerde ufak bir park, market, postane, hediyelik eşya dükkanlar var. ama en çok hoşuma giden bölgenin müthiş Peşte ve Tuna manzarası...
toplantılardan gündüz gezmeye hiç vakit olmadı ancak akşam gün batımına doğru kendimizi dışarı atabildik o da her akşam değil. soğuk bir şehir denebilir ama sevgilim yanıma olsaydı eminim çok beğenirdi burayı. serin ve her an yağmur yağabilecek havasıyla, mimarisiyle ve tarihiyle burası onun çok keyif alarak gezebileceği bir yer aslında...
tuna da tekne turu hem ucuz, hem keyifli hemde fotoğraf çekmek için süper bir fırsat dolu. biraz donduk ama manzara görülmeye değerdi, denizin üzerindeki yansıma bana Vangogh resimlerini hatırlattı...
bu şarabı kesinlikle ve siddetle tavsiye ediyorum; 2007 Raspi Magus Cuvee, yerli macar şarabı ve inanılmaz lezzetli. meraklısına, gitmeyi düşünenine duyurulur.
bu çorba da ünlü Goloush çorbası ama bence bildiğin etli, havuçlu, patatesli kış çorbası ya da sulu taskebap. benim tavsiyem bu çorba yerine ördek eti denemeniz bence süperdi...
5 gün boyunca inanılmaz yoruldum ama en önemlisi sevgilimi ve minik kuşumu çok özledim. ilk defa evden bu kadar uzak kalmak zor geldi, minik adamın terli atleti ve sevgilimin sesi ile idare etmek zorunda kaldım. şimdiden söyleyeyim bir dahaki sefere nilo ya gitmez ya da uçak bileti üç kişilik alınır valla o kadar...

10 Eylül 2010 Cuma

yarım saat öncesine kadar...

anne iki hafta sürecek bir iş gezine çıkacaktır, sevgilisinden ve oğlundan uzak nasıl dayanacağını kara kara düşünmektedir. son bikaç gününü sadece onlarla ve ailesi ile geçirmektedir. harika bir bayram günü sonrası minik kuşunu alır ve yatağa yatar:

minik kuş: anne...
anne: efendim?
minik kuş: ama? (çev. araba)
anne: yarın sabah uyanınca oynarız annecim.
......
minik kuş: anne, patta (çev. pasta)
anne: evet annecim, pasta yedik, ne zaman?
minik kuş: deni mumu iki püüüüüffffff. (çev. deniz mumu (iki şeklinde) üfledi)
anne: evet kuşum, mumu üfledin.
minik kuş: anne, yandi tekka. (çev. yandı tekrar)
anne: tekrar kim yaktı?
minik kuş: anane.
anne: ananen tekrar yaktı mı mumu?
minik kuş: hıhıhı. anne, iiiki doğduu deni. (çev. iyi ki doğdun deniz)
anne: şarkı mı söyledik, kim söyledi?
minik kuş: anne, baba, anane, abla, ebe, eelül, agu. (çev. efe, eylül, ayşegül)
anne: başka?
minik kuş: karde, hekke, heppi. (çev. kardeş, herkes, hepsi)
anne: herkes söyledi dimi? 
minik kuş: hıhıhı. anne, kebek uçttuuu. (çev. kelebek uçtu) 
anne: evet aşkım, kelebekler uçuyordu. (kelebek fırlatan oyuncak filden bahsediyor)
minik kuş: mami, yelli, gımı, noni, gyi. (çev. mavi, yeşil, kırmızı, sarı, gri) 
anne: renkli kelebekler uçtu hayatım, haklısın. 
minik kuş: anne, iiiiki doğdu deni, şak şak şak.. (alkışlayarak)
anne: evet birtanem, iyi ki doğdun diye şarkı söyledik.
...... 
minik kuş: anne, ama? (çev. araba) 
anne: uyanınca aşkım, uyku vakti hadi... 
minik kuş: adi... (çev. hadi) 
anne: hadi kapat gözlerini...
.....
not: aslında muhabbet burda bitmemiştir ama yazar en sevdiği kısımlarından biri olan doğum günü kısmını oğlunun güzel bir gün geçirmesine yardımcı olan ve katılan herkese tekrar teşekkür etmek ve hiç unutmamak için paylaşmıştır...

8 Eylül 2010 Çarşamba

başlık koyarsınız dimi, ben bulamadım da?

sürprizleri sevmeyen ama anlık planları çok seven biriyim ben, tezat ama öyle...olayların getirisine göre hareket etmek daha çok hoşuma gidiyor, sevgiliminde öyle, aslında minik adamdan sonra biraz frenledim bu huyumu ama yine de mümkün oldukça rüzgarın estiği yöne doğru takılıyoruz. minik adamı ilk defa trene bindirelim diye başladığımız yarım saatlik yolculuk Eminönü Hayyam çarşına kadar uzadı...
enteresan bir İstanbul sakiniyim ben, uzun yıllardır burda yaşamama rağmen bugün üçüncü kez trene bindim. hatta daha önce hiç trenle uzun yolculuk yapmadığım için nasıl olacağını merak da ettim. sonrada yurtdışında olsak heryere trenle giderdik ama kendi memleketimizde ne kadar az kullanıyoruz aslında temizmiş diye düşünüp kendimden utandım...
ama vapur öyle değil, temiz ya da pis oluşu fark etmiyor benim için. vapura binmek tamamen özgür olmakla aynı. sanıyorum minik adam içinde aynısı geçerli su olsun, deniz olsun, balık olsun yetiyor...

3 Temmuz 2010 Cumartesi

temizlenmekte güzeldir...

buraya yazmıyorum belki ama hep aklımdan yazıyormuşcasına cümleler kuruyorum, özellikle de yollarda...
hayatımda olup bitenleri paylaşıyorum, ama sessizce, biraz da olsun rahatlatıyor galiba, burda tek sorun unutkan bir insan olmam.
her seferinde ne düşünmüştüm ben şimdi, ne güzelde kurmuştum cümleyi, bak unuttum işte gördün mü diye hayıflanıyorum!
kafam o kadar allak bullak ki bu aralar, günü kurtarma çabası içerisindeyim, anlayacağın dengelerim şaşmış vaziyette ey okuyucu :)
nerdeyim diye merak edenler; çalışıyorum, ama öyle böyle değil, sabahtan akşama hatta gece yarılarına kadar...
örneğin şu güzel akşamda sevgilim minik adamla koyun koyuna yatarken, ben programın hata vermemesi için dua ediyorum.
burası sıkıcı ama güzel hem de çok güzel şeyler de oldu bu zaman zarfında, olmaya devam edeceğini de biliyorum,
heyecanım çok büyük, öyle bir sınırda hissediyorum ki kendimi her an ya çok keyifle çalışabilirim ya da çekip gitmek isteyebilirim.
zorlamıyorum çok fazla, şunu biliyorum ki "evrenden torpilim var benim" hem de her zaman, di mi sevgilim? :)
çektiğim tek gerçek ve büyük zorluk sevgilimi ve minik adamı çok özlüyor olmam!
herşeyin yoluna gireceğini biliyorum, girmesi için uğraşıyorum, sadece biraz sabır gerekiyor, gerisi boş...
kirlenmek güzeldir demiştim ya temizlenmekte ayrı bir güzel yahu:) mis kokulu gıdıya burnu dayayıp uyumak, var mı ötesi?

23 Haziran 2010 Çarşamba

kirlenmek güzeldir...

okullar kapanınca nasıl da boşaldı koca şehir, onca insan bugünü bekliyormuş meğer çil yavrusu gibi dağıldılar bi yerlere..biz gidemeyenler ya da şu an için gitsek gitsek ancak parka gideriz diyenler rahat bir nefes alıp olmayanlardan arta kalan oksijenle idare ediyoruz.tamam ya duygu sömürüsü falan yapmaya çalışmıyorum, benim de tatil vaktim gelecek, kendimi kızgın kumlardan serin sulara atacağım, telefonun saatini kurmadan minik adamın sesiyle uyanacağım, bütün gün sadece terlik giyeceğim günler gelecek tabi ancak şu an için klima ferahlığında yapay oksijenli ortamlarda gecenin bir yarısına kadar çalışma var takvimimde. tek gerçek uzaklaşma haftasonları kısıtlı saat dilimlerinde yaşanan cinste...
bişeyi çok merak ediyorum, ben bu görüntüleri çekerken "alisa, çoraplarınla toprağa basma, alisa ellerin kumlu gel silelim, alisa pamuk şekerini doğru dürüst ye" diye bağıran annenin minik adamı gördükçe aklından ne geçiriyordu. sevgilimle ben çimlere uzanmış minik adamın kumla banyo yapmasını izlerken onun içinden müdahele etmek geldi mi acaba?! çünkü ben o kızını her uyarışında "yeter artık yahu" dememek için kendimi zor tuttum!
çok mu önemli gerçekten süper temiz, düzeli olmak. annem bana çok iyi baktı ama beni pamuklara sararak da büyütmedi, sokakta oyun oynayan elleri, üstü başı çamur içinde eve gelen ve hemen banyoya alınan bir çocuktum ben. şimdi oğlum büyük şehirde büyüyo diye fanusta yetiştirecek değilim ya. iki gündür minik adamın yaşadığı pislik dışında yüzündeki gülümsemeyi, çamurlu suyun içinde bir o yana bir bu yana koşarken attığı kahkahaları hiçbişeye değişmem. kınayan kınasın ama nilo der ki "kirlenmek gerçekten güzel şey!"

21 Mayıs 2010 Cuma

çingane...

evde nasıl bir curcuna var anlatamam, dolabımın içinde heryer heryerde resmen, benim gibi bişeyleri aramayı sevmeyen biri için nefret bir durum.
kışlıklarlar ile yazlıklar şu an kardeş kardeş yumak olmuş takılıyolar içerde, sabah sevgilim gözü önünde bluzumu kolundan yakalayıp dışarı sürüklemek zorunda kaldım.
gözleri fal taşı gibi açık muzip bir gülümsemeyle dalga geçti benimle, en kısa zamanda toplamam lazım şu dolabı :)
bu karmaşanın arasında kaybolan ufak tefek şeylerimde var kimbilir hangi kotun cebinde kaldılar, umarım onlarda çıkar bir an önce.
bu aralar biraz sağlık problemleriyle cebelleşiyoruz, geçen hafta önce sevgilim hastalandı, hemen peşinden minik adamın ateşi çıktı.
3 gün boyunca uykusuz ve yorgun bi şekilde ruh gibi dolaştık.
onları iyileştirme çabası içinde olan ben hastalanıp yataklara düşünce döngü tamamlanmış oldu böylece...
çarşamba sağolsun tüm yorgunluğumu tatlızlığımı aldı götürdü resmen, haftaiçi bir günlük tatil nelere kadir yahu...
4 hafta boyunca her cumartesi burda olacağım, bir aydır bugünü bekliyordum ve sonunda geldi...
sabah erkenden kalkıp evi toparlayıp, minik adamın yemeğini hazırladıktan sonra çantamı ve makinamı alıp kendimi sokağa atacağım.
ilk başlarda bayağı bir vicdan yapmıştım ama şimdi daha rahatım, hem alıştım hem de sevgilim sağolsun.
ben deli gibi mutlu olacağım ama bakalım sevgilim ve minik adam bensiz nasıl bir cumartesi geçirecekler? pazar günü arayı kapatmak için çırpınırım artık:)
.
çok heyecanlıyım, umarım iyi geçer, herkese harika bir haftasonu diliyorum...