Paylaş paylaş... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Paylaş paylaş... etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2010 Perşembe

oyun hamurunda da gluten var mı? :p

vaktinde eve gitmek gibisi var mı?
koyun psikoloji ile koşar adımlarda plaza merdivenlerinden inmek,
kapının önünde iki laklak yaptıktan sonra kuzu kuzu servise binip evin yolunu tutmak...
kapıdan girer girmez minik adama sarılmak, öpmek...
günün nasıl geçtiğini sormak anlatmasının beklemek, konuşması için teşfik etmeye çalışmak...
beraber egg birds'ü izledikten sonra televizyonu kapatmak ve aklımıza ne geliyosa onu yapmak...
...gibisi var mı?
gerçekten sorarım size şu kısa hayatta çocuğunla, sevgilinle kaliteli vakit geçirmek gibisi var mı?

3 Mayıs 2010 Pazartesi

7-3=4

cumartesi sevgilim de dahil tüm emekçiler Taksim meydanında toplanırken biz oyun grubu toplantımızı gerçekleştirdik.
o kadar anne ve bebek bir araya gelemedi tabi, eksik de olsa arayı çok açtığımız ve birbirimizi özlediğimiz için yine de toplandık.
cimcime Derin, minik adam Deniz, kırmızı dudaklı Eylül ve sarışın kuzu Efe ile ablaları Juvekız aramızdaydı:)
sevgili Ömerkuş, Zeynepkuş ve kırmızı yanaklı Eylülkuş ile bir daha ki toplantı da görüşeceğiz...
minik adama sabahın ilk saatlerinden başlayarak arkadaşlarının geleceğini oyuncaklarını paylaşacağını anlatıp durdum.
oyuncak konusunda hiç problem yaşamadık ama dışarı çıkmayacağımızı, evde olacağımızı anlayınca asıl sorun orda başladı.
toplantının büyük bir kısmında keyfi yoktu, memesini istedi sürekli, ancak misafirlerimizi yolcu ettikten sonra sakinleşti.  
kızların dediğine göre ev sahibesi genelde bişey anlamıyomuş ama minik adam da böyle olunca ben baya bişey anlamadım bu toplantıdan :)
hepsi o kadar büyümüşler ki bir dakika bile yerlerinde duramadılar, annelerinin koynundaki bu pozları çekene kadar canım çıktı.
sarışın kuzum Efe, nasılda sevimli bir adam olmuş koltukların tepesinde zıplarken çok eğlendi, güldü bol bol.
Eylül' üm sanki biraz atmıştı çekingenliğini üzerinden, içeri girerken biraz tereddüt etti ama sonradan hemen alıştı ortama.
cimcime Derin en küçükleri olmasına rağmen hepsini dize getirdi valla, yaramazlıkta üstüne yoktu, bir ara Efe'nin üstüne bile çıktı :)
benim fotoğrafım Juve' den, onun çekim alanına takılan biz olduk bu sefer...
o kadar çocuğun ve anne muhabbetinin arasında bir ara bağırarak kaçacak diye korktum ama sonuna kadar süper dayandı :)

.
çok fazla oyuncak almamak için dikkat ediyorum aslında ama farkında olmadan ev oyuncak dükkanı gibi olmuş çıkmış.
bi ara oyuncaktan ve yastıktan halı görünmüyordu, hepsini toplamak minik adamla baya bir zamanımızı aldı.
ne olursa olsun bu toplantıları çok seviyorum ben, minikleri görmek beni anladığını düşündüğüm insanlarla beraber olmak terapi gibi geliyor bana.
kızlar ne olursa olsun dayanalım ve vazgeçmeyelim bence hatta konuştuğumuz gibi olayı Kalamış'a taşıyalım, biraz da oraları dağıtalım:))

23 Nisan 2010 Cuma

5 taş...

çözülmemiş çorap sorunumuz geceleri gaz sancılarını da beraberinde getirmeye başladı,
gecenin bir yarısı uyanıp minicik bir pırt için dua eder olduk sevgilimle..
işin ilginç yanı sabah biz gözümünü bile zar zor açıyorken O hiçbişey olmamış gibi enerjik ve mutluydu:)
gizli bir cennet keşfettik bu sabah annem ile beraber, kendimi kör gibi hissettim içeri girince.
insan gözünün önündekini zor görürmüş misali evin camından bile görünen harika bir cafede ana-kız-torun kahvaltı ettik.
bir gece önce gece yarısına kadar çalıştığımı, gaz sancılarını, yorgunluğumu unutturdu resmen...
23 Nisan yürüyüşüne katılacaktık bu sabah kaçırdık, ama resim arkadaşlarımıza resimlerimizi zamanında göndermeyi başardık.
birbirinden güzel resimler geldi bize de, en kısa zamanda paylaşacağım resimlerimizi...
sevgili anneler minik kuşların 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlu olsun, hepsini tek tek öpüyorum, sarıyorum...

13 Nisan 2010 Salı

mr. parmağın kulakları...

cumartesi ailece berberin yolunu tuttuk, mekan E-bebek' in Kızıltoprak şubesiydi...
sevgilimle ikimizde hafif gergin bir bekleyiş durumu söz konusuydu, 
son yaşadığımız berber macerasından sonra en kötü kestirmeyip sahilde gezeriz diye düşünüyorduk...
ama minik adam bizi çok şaşırttı bırakın ağlamayı çok az mızmızlandı ve eski eğri büğrü saçların yerini bildiğimiz temiz amerikan traşına bıraktı...
 
P.S. saçları meğer ne kadar uzunmuş kestirince kulakları çıktı kuzunun:) Nasıl, beğendiniz mi?:))

10 Nisan 2010 Cumartesi

çilekler çiçek açınca...

aklımda yine bin tilki dolanıyo, ne yapıcam ben bu bir türlü fırsat bulupta yapamadığım şeylerle bilmiyorum.
minik adamın odası bitmek üzere, bir resimlerini ve panosunu asmak kaldı, matkap kullanmayı mı öğrensem diyorum.
hani bir reklamda ufaklık "benim annem hem doktor, hem mühendis, hem aşçı, hem ayakkabı bağlamacı" diyo ya,
favorim reklamım o bu aralar, anne olmak çoklu bir iş paketi gibi, içinden seçmek mümkün değil.
ama tüm bunların ortak tek bir noktası var sanıyorum, sevgi, hayat onsuz çok çekilmez olurdu...
.
sevgilim, geçen hafta iki gün Kayseri' deydi, seminer icabı, bir gece ayrı kalmak bile çok zor geldi,
minik adam sürekli her kapı veya telefon çaldığında "baab-baaa" naraları attı, babasına aşık bir oğlum var benim...
valla kıskanmıyorum, gerçekten, tamam belki biraz imreniyorum diyelim ama azıcık :)
geldiğinde keyifsizdi, yorgunluk ve türbülans birleşince vertigosu azmıştı yine, ilacını ve vitaminini içti.
şimdiyse -nasıl bir görev aşkı anlamıyorum- işe gitti, hayır ben olsam bayılır kalırdım herhalde bir kenarda...
yazdığım satırları okuyunca düşündüm de enteresan rahatsızlıkları olan bir aileyiz biz, vertigolu bir baba ile çölyaklı bir anne...
o kadar alıştım ki gülüyorum artık, komik ama dimi? neyse Allah'tan minik adam gayet sağlıklı..
dün sabah rutin kontrolü için Alev teyzesine gittik, beşli karma aşısını vurdurduk, akşama doğru ateş yaptı biraz.
bunun dışında herşey yolundaymış, sevindirik oldum tabi:)
.
bisiklet almayı düşünmeye başladım yavaş yavaş, hem parkta yakın, yaz da geliyor, binmeyi severse süpper olur..
küçükken en sevdiğim şeydi bisiklete binmek, Esat' la hızımızı alamayıp sabahın köründe akşam karanlığına kadar tepesinden inmezdik.
hem internetten hemde oyuncakcılardan bakınmaya başladım bile, haber veririm güzel bişey bulursam.
gerçi daha çok bu aralar minik adamla kendimizi sanata verdik, renk renk kağıtlara resim yapıyor,
fırça kullanmayı da pek sevdi, kağıtı boyadıktan sonra masa ve sandalyesi de nasiplerini alıyorlar tabi...
şefffaf dosya aldım geçen gün, tüm resimlerini tarihleyip orda saklıyorum, büyüyene kadar ev dolup taşacak gibi:)
.
baharda geldi sonunda, bu güzel çiçekler büyüyüp mis kokulu çilekler olucaklar ve maydonozlarımın yanında balkonumuzu şenlendirecekler...
bize şans dileyin, minik adamın saçlarını kestirmek istiyoruz, az ağlamalı olmasını umut ediyorum, en azından deneyeceğiz...
neyse kahvemin yanına kurabiyelerimi almayı unutmuşum, ben kaçtım, hepinize iyi haftasonları, öptüm, sardım...

22 Şubat 2010 Pazartesi

5a+5b

hareketli bir haftadan sonra cumartesi sabahı acıkta olsa uyusaydık güzel olucaktı.
ama minik adam 7.30 kalkmaya karar vermeseydi saat dokuzu bulmadan kahvaltımızı bitirmiş olmayacaktık.
aslında oyun grubu buluşması için çok iyi oldu diye düşünmüştüm, erken kalkan erken öğlen uykusuna yatar dimi?
yanıldım tabi, minik tosbom tüm çabalarıma rağmen uyumadı
ve dalgınlığıma gelip sehpanın üzerine bıraktığım sabah kahvemi beyaz halımın üzerine boca etti.
sildim ama hala leke duruyor, akşam yine denicem bana şans dileyin...

minik adamla tosun kuş Efe ve annesi ile buluştuktan sonra boncuk gözlü Derin ve annesi bize katıldı.
3 anne, 3 kuş yola çıktık, arabada halimizi görenler çok gülmüşlerdir eminim.
bitanesi akrobatik hareketler yaparak annesini emmeye çalışırken diğeri yeni uyanmanın verdiği enerjiyle şarkı söylüyordu.
bu arada anneler müzik dinleyip sohbet ediyor, tüm bu hareketin ortasında gün içinde uyumayan minik adam da uyukluyordu.
narin kuzu Eylül ve annesi de diğer arabayla bize katıldılar, konvoy halinde yollara düştük.
ve kazasız belasız Zeynep ve Ömer'in annesi Nihan' a ulaşabildik :)

Ömer herzaman ki gibi ağzı var dili yok modundaydı ama yine her türlü hareketin içinde yer aldı.
oturunca Elmo kadar boyu olan küçük dev ayakta tek başına durmaya başlamış, yakında hepsine taş çıkartır.
Ömer' in ablası Zeynep biraz rahatsız olduğu için annesi tarafından ufak bir komploya kurban gittiği için aramızda değildi.
yavru kuşa babası ile alışverişten dönerken rastladık, bizi görünce çok şaşırdı, eminim annesinin başının etini yemiştir:)
elma yanaklı Eylül' de malesef bu toplantıya katılamadı, O'nu ve annesini bir daha ki sefere bekliyoruz.

arabalarda indikten sonra yanımıza yanaşan tatlı kedi hepsini çok sevindirdi,
kediden korkan annesine inat minik adam tam bir kedi hastası, günlerce anlatır şimdi o kediciği...

son resimdende görüleceği üzere beş afacan evin altını üstüne getirdiler, mayın tarlası gibi oyuncaktı ev.
özellikle yastıklarda ve perdelerde minik adamın katkısı çok büyük, onlarla oynamaya bayılıyor.
büyümeye başladıkça hepsi ayrı bir afacan olmuş, bence bu iyi günlerimiz :)
bu zamana kadar ki tüm toplantılarda daha rahat oturur hatta keyif kahvelerimizi bile içerdik,
bu seferki biraz oyuncak kavgalı, biraz aç, biraz uykusuz, bir de ev kazalı geçti...
.
Nihan'cım, ellerine sağlık herşey çok güzeldi, hele ki nohutlu kek süperdi, vericem tarifini...
Hepinizi görmek çok iyi geldi, bir daha ki sefere bendeyiz, bekliyorum ;)

7 Şubat 2010 Pazar

bunlarda el mi yahu??

aldığım vitaminler ve ilaçlar işe yaramaya başladı sanıyorum, en azından nefes alıp vermek artık eziyet değil.
kafamın içindeki inşaat düne göre daha sakin ilerliyo gibi ayrıca burnum da daha az sümüklü...
demliğe bir parça ıhlamur attım şimdi, kuşburnu, ayva yaprağı, biraz tarçın ve elma kabuğu
hepsi kardeş kardeş demleniyolar, mutfaktan mis gibi kokuları geliyor...
minik adam yatağında, bir eli köpeği Bobo' ya diğer eli battaniyesine sarılmış, mışıl mışıl uyuyor...
.
evde dinlenmek çok iyi geldi, minik adamla hasret giderdik sanki.
özlemişim başbaşa, koşuşturmacadan uzak, sımsıcak ana-oğul geçirdiğimiz haftasonlarını...
oyunlar oynadık, kitap okuduk, resimlerine baktık bolbol, saklambaç oynadık yine.
bazen öyle olur olmadık şeyler yapıyor ki ağzım açık kalıyor gerçekten...
acayip oyuncu oldu, "istediğini yaptırma" dalında yakında oscara aday göstericez, konuşma kısmı az o da tam olsa yandık.
evet hayır demeye başlamadı, kafa sallamayarak hallediyor işini, emme basma tulumba misali.
.
ama en çok ellerini seviyorum, tombul avuç içlerine bağlı minik şişman çubuk parmaklarını.
bu minicik ellerle nasılda her işi beceriyor, o parmaklar cımbız misali nasılda herşeyi tutuyor,
onlarla kedileri çağırıyor, sürekli bişeyler gösteriyor, neresi acırsa acısın önce onları öptürüyor...

6 Ekim 2009 Salı

Where is my mom!??

Daha önce ki bi yazımda yayınlamıştım bu fotonun orijinalini...
Sonrasında iki farklı yorum geldi...
Paylaşmak istedim...

Bunu sevgili Luna gönderdi...
Çok hüzünlendirdi beni...
Kıyamam ya...

Bunu da sevgili Tuğçe...
Baktıkça içim buruluyo...

23 Temmuz 2009 Perşembe

Saçlar kırt kırt...

Tatlı kuzum ve sevgilim güzel bir sürpriz yapmak istemişler ve berbere gitmişler...
Çok seviyordum saçlarını, rüzgarda çok güzel dalgalanıyordu, ipek gibiydi. Ama sıcak İstanbul gecelerinde de bol bol terletiyordu. Sıcağın yanında saçını kestirme sebeplerimizden biri de saç çekmeyi seviyor benim oğluşum. Annesinin ve Yasemin teyzesinin uzun uzun saçları saç çekmeyi ve onlarla oynamayı daha bir keyifli hale getirdi tabi... Bizi izin vermeyince kendi saçını çekiyoo kuzu:) Videosu var aslında saçları kesilirken ama büyük bir kısmı bağırma ve yapmacık ağlama sahneleri ile dolu :) Tabi 1 dk bile yerinde durmadığı için saçlar asimetrik, uzayınca biraz normalleşir diye kendimi avutuyorum:D




Ne zamandır benim de aklımdaydı ama bir türlü cesaret edemiyordum. Hele bir de Umud' um "kestirdikten sonra çok büyümüş gelecek gözüne" dedikten sonra iyice soğumuştum. Hemen büyümesin istiyorum, annesinin koynunda uyusun babasının boynundan inmesin istiyorum... Aslında hem büyüsün hem büyümesin istiyorum... Tamam doğrusu büyümüşte olsa bebişte olsa hep annesi ve babası hayatının önemli bir parçası olsun istiyorum...

P.S. Tatlı bebeğim çoook yakıştı bu saçlar sanaaaaa:D

21 Haziran 2009 Pazar

Babacım, babalar günün kutlu olsun...

Enterasan bir adamdır benim babam... Belki çok farklı kültürlere sahip iki kişi tarafından yetiştirilmesinden belki de yaşadığı yerlerden dolayı çok farklı bir adamdır...

Hayat hikayeside kendi gibi farklıdır babamın...

Beyaz Rus bir babanın -resimdeki beyefendi- ile Tatar annenin ilk ve tek çocuğu 1951 yılında Çin' de doğar. Kısa bir süre -3 yaşına kadar- Çin' de yaşadıktan sonra ayrılmak zorunda kalırlar ve birkaç farklı tercih arasından İstanbul' u seçip, buraya gelirler. Burda da çok fazla kalmadan birkaç yıl içinde New York' a yerleşirler. Lise, yüksel okul derken gençlik yıllarının büyük bir kısmını New York sokaklarında geçirir. Özlemediğini söyler ama hala film seyrederken -çok sever- sokakları takip eder, isimlerini söyler, hatta ben küçükken bir sefer gerçekten köşedeki büfeyi bilmişti, tesadüftü belki ama ben çook etkilenmiştim:)) 20 yıl kadar sürer babamın Amerika macerası ve İstanbul' a geri döner, askerlik zamanı gelmiştir -babanem çok istemiş-., türkçe bilmediğinden dolayı askerliğini yapması için Sinop' taki Amerikan üstüne gönderirler ve babam orda annemi görür ve aşık olur...

Eveet, annemle babam böyle bir hikaye sonucu tanışır ve evlenirler ... Gerçi bu hikayenin sadece babam tarafı, annemin ki de baya ilginç, bir ara bahsederim ;)

Keyif ve hobi adamıdır... Doğa yürüyüşlerine ve yüzmeye bayılır. Basketbol oynamayı -artık yavaş yavaş bırakıyo-, izlemeyi -gece kalkıp NBA maçları seyreder hala- ve masa tenisi oynamayı -eskisi gibi değil- çok sever. Çok iyi briç -gerekirse kendi kendine-, domino ve satranç -kendi kendine, internette veya kitaptan hiç fark etmez- oynamaya bayılır. Süper yemek yapar -her kadının rüyası- ve çok da yaratıcıdır. Küçükken annem bizi babama bıraktığında süper birgün geçirirdik, yemeğinden gezmesine kadar alışılmışın dışında birgün, bir çocuk daha ne ister :)) Her fırsatta okur babam, ne bulduysa, benzetti beni de kendine, sağolsun...

Babamdan hiç bu kadar detaylı bahsetmemiştim, yazdıkça yazasım geldi. Babamın kızıyım ben ya hemde en uç noktasına kadar...

Konuştukça özlemim arttı...

Canım babam, geleceğin ve oğlumu kucaklayacağın günü sabırsızlıkla bekliyorum...

Seni çok seven kuzun nilo...

10 Mayıs 2009 Pazar

Annecim, anneler günün kutlu olsun...

Varlığın, hayatımın her noktasında ki desteğin, karakterin, iyi niyetin, zekan, bitmek tükenmek bilmeyen enerjin, güleryüzün, sabrın ve limitsiz fedarkarlığın için çok teşekkür ederim. Oğlum sayesinde seni daha iyi anlamaya başladım, inşallah birgün bende senin gibi bir anne olabilirim. Seni çok seviyorum...

Canım annecim yaa ne kadar da gençmiş, hatta bu resimde benden daha genç...

12 yaşındayken anneme anneler günü için yazdığım mektup, sevgili annecim zarfı ile beraber saklamış...

8 Mayıs 2009 Cuma

Bebişler geldiiiiii :)

Bebişlerimiz sonunda geldiiii.....

Bekliyoruz diyordum ya, sonunda geldiler. Aslında yaklaşık 10 gün oldu ama bir türlü yakalayamadım, her seferinde "heh gördüm makine nerde diye koşuşturdum ama geri döndüğümde anneleri veya babaları ya görüş alanımı engelledi yada ısıtmak için üstlerine kapandı. Ama yoğun çabalarımız sonucunda 2 gün önce annem fotoğraflarını çekmeyi başarmış, -eline sağlık şekerim genelde pek tutturamazsın ama:))- Yaa o kadar küçükler ki anlatamam, inşallah büyüyüp yuvadan uçmalarını da görürüz :)

21 Nisan 2009 Salı

Eskiler...

Gerçekten çok özlediğim, varlığıyla hayatıma çok şeyler katan, çocukluğumun vazgeçilmez bir parçası: ananem. Kaybedeli 12 yıl oldu ama şu satırları yazarken bile gözlerim yaşardı, boğazım düğüm düğüm oldu...
Annem çalıştığı için kardeşim ve benim gönüllü bakıcımızdı. Çok akıllı, çok çalışkan, çok becerikli bir kadındı. Çocukluğumuzu düşününce annem ve babamdan sonra ananem geliyor aklıma hatta bazen ilk. Eküri gibiydik, yaramaz bir çocuk olmama rağmen beni gittiği her yere götürürdü. Beraber gitmekten en keyif aldığım ama en yorucu yerlerden biride pazarımızdı. Sinop küçük bir şehir, sadece perşembe günleri kurulan pazara bütün köylerden ve sehirden insanlar gelirdi. İnsanlarla sohbet etmekten, selamlaşmaktan alışveriş yapamazdı ananem. Çok sevilirdi. Yaratıcıydı da, çok güzel dikiş dikerdi. Hatta bir sefer dedemin eski kravatlarından paspas dikmişti :))
Aklıma gelen yazmak isteğim o kadar çok olay varki; ne bilim bakır yemek tası, mısır ekmeği, silörü, zeytinli ekmeği, dolması, oturarak namaz kılması, tarhanası, soba yakması, mısır patlatması, gülüşü, kokusu, sevgisi, tığ örgüsü, annesi, bana kuşum deyişi...
Ananem seni hala çok seviyorum...


Canım kuzum, erkek kardeşim Esat'ım... Çocukluğumun en eğlenceli hatıraları ikimizin birlikte geçirdiği zamanlardı. Çok kavga ederdik ama ayrılamazdık, iyi arkadaştık. Gerçekten kafası çok farklı çalışan, değişik bakış açısı olan bir çocuktu. Çok iyi bir ikiliydik, fikir benden çıktıysa O desteklerdi, O'ndan çıktıysa ben. Tabi böyle olunca da ortalığı birbirine katardık, evde kırılmadık eşya, cam bırakmamıştık hatta bir sefer oynarken orta sehpayı bile kırmıştık :)) Canım annem ya gerçekten çook sabırlı bir kadındı, hala öyle, bağırdığını bile hatırlamıyorum.
Özlüyorum kardeşimle aynı evde yaşadığımız günleri. Uzun zamandır yurtdışında olmasının verdiği özlemle varlığını daha çok arıyorum.


Elbiselerim...

Ayakkabılarım ve montum...
Benden sonra kardeşim ve kuzenlerimde giydiler:)

16 Nisan 2009 Perşembe

Bekliyoruz...

Ailece sabırla bebişleri bekliyoruz...

Hikayenin başlangıcı için buyrun...

7 Nisan 2009 Salı

Baba olmak....

Düzenli takip ettiğim sitelerden biri de IPC... Sinem Olcay'ın makalelerini keyifle okuyorum... "Bebeklik döneminde baba olmak" adlı yazısından hoşuma giden birkaç not:

*Çalışmalar babanın çocukla vakit geçirmesinin çocuğun ufkunu genişlettiğini göstermektedir: çünkü babanın ilgili olduğu ailelerde çocuğun hayatında özdeşleşecek tek bir kişi yerine iki önemli yetişkin bulunmaktadır. Ayrıca bu çalışmalar, eğer baba ilgiliyse çocuğun arkasında hissettiği desteğin daha sürekli olduğunu göstermektedir. Hatta yapılan araştırmalardan biri, babanın ilgisinin ergenlik döneminde çocuğun kendi değerlerine daha kolay sahip çıkmasını sağladığını ve arkadaş baskısına direnme gücünü arttırdığını göstermiştir.

* Baba için bebeğiyle baş başa kalıp bebeğini tanıma şansı yakalamak çok keyif verici bir deneyimdir. Bebek bakımı konusunda rolü paylaşmak sadece babaya bebeğini daha iyi tanıma şansı vermekle kalmaz, kendisinin yardıma muhtaç, bağımlı, minik bir varlığa bakım veren bir kişiliğe nasıl dönüşebildiğini de daha iyi anlamasını sağlar.

* Bir bebek 2 haftalık olduğunda babasının sesini öğrenir ve bu sesi diğer erkek seslerinden ayırt edebilir. Dört haftalık olduğunda ise anneye, babaya ve yabancılara karşı öngörülebilir davranış farklılıkları gösterir. Bir bebeğin kiminle olduğunu görmeden, davranışlarını gözlemleyerek annesiyle mi, babasıyla mı yoksa bir yabancıyla mı iletişim kuruyor anlayabiliriz. Genelde babaylayken bebeklerin omuzları kabarır, yüzünde hevesli bir bekleyişin ve oyun isteğinin ifadesi olur- kaşları havadadır, ağzını açar, gözleri parlar. Babasının sesini uzaktan duyduğunda bile bu hevesli bakış fark edilir. Dört haftalıkken, babasından annesine göre daha heyecanlı bir ses tonuyla konuşmasını beklemeye başlar. Babanın görüntüsü uzaktan belirdiğinde bebeklerin kendine özgü beden dili “İşte buradasın! Hadi beni al!” der.

6 Nisan 2009 Pazartesi

Pazar Gezmeleri...2

Güneşli bir pazar günü kendimizi yine park yollarında bulduk...

Babası bu pazar çalıştığı için parka ananesi ve teyzesi ile beraber gittik. Her parka gidişimizde olduğu gibi 10.dk içinde uyudu oğluşum. Bizde hep birlikte biraz yürüyüş yaptık.

Mutlu bebeğim biz çay içerken uyandı ve etrafa gülücükler saçmaya başladı.

Fiskiyeden çıkan suları, havuzdaki filleri, etrafta koşuşturan, bisiklete binen çocukları inceledik. Kefimiz yerindeydi yani...
Bu arada kırmızı kukuletası ve mavi-beyaz kareli conversleri çok yakıştı oğluma:))

29 Mart 2009 Pazar

Pazar gezmeleri...

Erkenden kalkan oğluşumun sayesinde sandığın ilk seçmenleri olduk, oyumuzu kullandık ve kahvaltımızı yapıp kendimizi sokağa attık. Sıcacık bir pazar sabahı İstanbul' uma bahar gelmiş, hoşgelmiş...

Park yolundayız... Ailece pazar gezmeleri:D

Oğluşum babasıyla...






Parkın müdavimlerini de unutmamak lazım...

28 Mart 2009 Cumartesi

Anne kimdir??

Bu güzel ve anlamlı yazıyı hafta içerisinde biberli benimle paylaştı, gerçekten çok hoşuma gitti ve bende daha önce yazıyı okumamış olan herkesle paylaşmak istedim. Bir erkek çocuğunun kaleminden çıkmış:

ANNE, dünyada karşılık beklemeden börek yapan tek insandır. 

Karşılıksız sevginin ete kemiğe bürünmüş halidir..! 

Ne kadar üzsen de 10 Dakika sonra seni affeden zarif bir memeli türüdür.

Yağlı bile olsa tiksinmeden saçını okşayan, kucağına yatıran, öpüp koklayan tek varlıktır.

Meleğin süt verebilenidir. 

'Yarasın' diye muhallebinin içine ciğer katarak, çocuğuna yediren manyaklık derecesinde yaratıcıdır. 

Yemek yemeyen çocuğun dikkatini çekmek için elindeki tencere ve tavalarla maymunluk yapabilen kişidir. 

Kafayı çocuklarıyla bozmuş, göbek bağı kopsa da, yürek bağı asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan dişisidir. 

Bulaşık, ütü, vb. yaparken bile otomatik olarak çene çalan, kendi kendine konuşan, 'kadın dırdırı' denen mereti erkeklere daha küçükten belletendir. 

Yemek uzmanı, düzen insanıdır. 

Yavrularını yol tarafından değil, kaldırım tarafından yürütendir. 

Dizi dizi incidir, lakin gerektiğinde, laf sokma dalında da birincidir! 

Sevgiliden ayrılma haberi verildiğinde, 'amaaan ben sana daha güzelini bulurum' diyebilen 
komik bir karakterdir. .. 

'Oğlum aradım yoktun. Ben de mesaj atayım dedim sana. Gelince ara beni emi aslan evladım. 
Kara börülcem benim, öptüm annen' şeklinde mesajlar atabilen, teknolojiyi ısrarla reddeden, kabullenemeyen, kafasına göre yorumlayan bilişim düşmanıdır... 

AMA ... 
AMA dünyanın en güzel kucağına sahip, en güzel kokan, harikulade bir varlıktır. 
Olmadık yerlerde 'iyi ki doğurmuşum ulen seni' diyen, benim hatırıma benimle Freddy Mercury dinleyen bir sabır ağacıdır. 

Evlatlarını asla ayırmayan, aynı zamanda birbirinden koruyan güç abidesidir. 

Evde bir yere uzandığınız an, orada temizlik yapacağı tutan, temizlik konusunda kayışı kopardığından, temizlikçi gelecek diye evi temizleyen, balans ayarı kaçmış, sevimli, tatlı, güzel bir temizlik manyağıdır... 

Mutfakta yaşayan, evde herkesi idare eden bir tür tatlı canlıdır... 

Evrendeki tüm sevgilerin güçlerini birleştirdiği sulugöz abidesi bir yaratıktır..! 

Oğlunun damat - kızının gelin olduğunu görünce, çocuğu mezun olunca, çocuğu gol atınca, çocuğu hasta olunca, çocuğu askere gidince, çocuğu harçlıklarından 5 dolar biriktirdi diye, dolar yükselince, velhasıl buna benzer bir sürü şeye anında ağlayabilen, bu mesajı okurken bile duygulanıp - gözleri dolabilen, ağlamaya meyilli bir yapısı olan duygu pınarıdır. 

Çoook uzakta dursa da yakın hissedilen, çok yakınında dahi olsa canı hep istenen, asla vazgeçilmeyen, dizinin dibinde olmak istenen, evlatların varlığını, varlığına armağan edebileceği, 
*** ıslak - kuru ama heeeep duygulu*** tek kadın modelidir...

Bazıları şimdiden uyuyor, bazılarının uyması içinse 4 gözle bekliyorum...

27 Mart 2009 Cuma

Minik ayaklar...


Teyzesinin, doğmadan önce oğluşuma hediye aldığı Home Imprint Kit' ini sonunda uygulayabildik. Küçük beyimiz rahat durmadığı için rüşvet olarak eline verdiğimiz anlatım kağıtını bir tanecik dişiyle kemirdiğinden kenarlarını azıcık yırtıldı:) Anlatım dili gayet net ve uygulaması da çok kolay eğer sabit tutabilirseniz:D

Önce hamuru ters çevirdiğim tepsinin üzerinde elcağızımla açmaya başladım. Maceram kısa sürdü, inatla uğraşmama rağmen pek de genişletemeyince (oyun hamurundan daha sert bu arada) eşime devrettim ve yeteri kadar açtıktan sonra ters cevirdik ki tepsiye değen düz kısmını kullanabilelim. Biz nereye bastıracağız diye düşünürken meraklı eller iş başındaydı, hamuru elledi, mıncırdı biraz. Sonrasında babasının yardımıyla güç bela hamurun üzerine bastırmayı başardık. Sonuç süppeerrr:))


İlk fotoğraf 12 saat sonra, ikinci fotoğraf ise hamurun 48 saat sonraki görüntüsü...

Çerçeve, yapıştırıcı (kalıp için kullanılıyo) ve pin kutunun içinden, tornavida benden:D

Hamur kuruduktan sonra iyice sertleştiği için (kalıp gibi oldu) bıçakla hatta birkaç farklı bıçakla denememe rağmen kesemedim. Makasla işimi çok daha rahat hallettim. Sonrasında kestiğim kalıbı kutunun içindeki yapıştırıcıyla yapıştırıp kuruması için 1 saat bekledim.

Fotoğrafımı, oğluma 7,5 aylık hamileyken profesyonel fotoğrafçı arkadaşımız Fırat Koçak çekti. (Sevgili Fırat ellerine sağlık, bu ve diğer tüm fotoğraflar için teşekkürler...) Veeee.....

Ta tata taaaaa....Sonuç gerçekten harika:D