19 Temmuz 2010 Pazartesi

look who's home...

yılda bir kere yüzyüze, canlı kanlı görüşmek canın kanın, kardeşin de olsa ne kadar değiştiğini fark etmek çok enteresan gerçekten. evet internet yada telefon olmasa daha zor olurdu ancak bunlara rağmen karşındaki insanın değiştiğini, geliştiğini birebir yaşamak bambaşka. öylesine takılmak, hiçbişey yapmadan oturmak, aynı masada yemek yemek bile keyif veriyor insana. 
evine hoşgeldin oğlumun dayısı, çok özleniyordun azıcık ta özlemimizi giderdin. sayılı gün çabuk geçer biliyorum ama olsun burdasın ya o da yeter...

17 Temmuz 2010 Cumartesi

bababu temizleyen çocuk...

bu bi itiraf yazısıdır ve başlıkla alakası yoktur...

yoğun çalışan bir anne olmak ne kadar da zor. sürekli bir denge kurmaya çalışmak, evin ve işin, sevgilin ve işin çocuğun ve işin, kendin ve işin, arkadaşların ve işin arasında. herşeyi yapıp dengeyi tutturmaya çalışırken aslında hepsini yarım yaptığı fark etmekte cabası...

en kötülerinden birisi de işteyken evi, evdeyken işi düşünmek. minik adamın yanındayken bazen kendimi işi düşünürken dalmış gitmiş bir şekilde buluyorum ve huzursuz oluyorum, içten içe ihanet ediyormuş gibi hissediyorum. bu onun saati ve ben oturmuş yarın ne yapacağımı düşünüp işlerimi sıralıyorum, olacak iş mi bu? işteyken de evi aramak ve sesini duymak istiyorum, bilgisayardan resimlerine bakıyorum, videolarımızı izliyorum (vakit buldukça!), sevgilimle telefonda onu konuşuyoruz. yemek yerken etrafta gördüğüm çocukları izliyorum... bedenin ve aklın aynı anda aynı yerde olmaması çok zor bir durum..

güzel haber deyip kendimi inandırmaya çalışıyorum ama ne kadar güzel olduğunu da bilmiyorum. terfi etmek bir dolu soru ve sorunu da beraberinde getiriyor. tamam çok uzun süre geçmedi ama biraz da olsa önümü görebiliyorum, ilerde beni, bizi nasıl bir tempo bekliyor tahmin edebiliyorum ve korkuyorum. annem ve sevgilim bana bu kadar destek olmasaydı bu noktaya bile gelmem çok zor olurdu. yaptığı işi seven biriyim ben hem de çok ama ailemi hiçbişeye değişmem.
gece gece saçmaladım biraz galiba, uyumam gerek sanırım. yarın işe gitmiyorum bu arada, bundan daha güzel bir gün olabilirmi? ha bir de dışardaki harika hilal' i fark ettin dimi? 

12 Temmuz 2010 Pazartesi

şafkalı kedi...

çok büyüdü sanki bu aralar, tepkileri, bakışları, konuşması inanılmaz değişti. İlk başlarda yoğun iş temposundan ben fark edemedim diye düşünüyordum ama bazı tepkileri sevgilimi bile şaşırtınca tek başıma olmadığıma sevindim. kelime sayısında hızlı bir artış var, herşeyi birebir söyleyemiyorsa da papağan misali ne desek peşimizden tekrar ediyor. istediği birşeyi yaptırana kadar diretiyor ama çok şükür ağlamadan. İnanılmaz keyifli iletişim kurmaya başladık, büyümüşte küçülmüş misali bizi dinliyor ha her zaman yapıyor demiyorum ama yapmasa da kafasını emme basma tulumba misali sallayarak onaylıyor ya şimdilik bu da yeter ;)

Kafasına göre takılmaları gittikçe arttı, çekip gidiyor arkasına bile bakmadan. hele koşan bir abi ya da abla varsa çevresinde, nereye gittiğine önemli değil takılıyor peşine. parkta sorun değil de dışarda bu huyundan çok korkar oldum, biraz zorlayarakta olsa elini tutuyorum. sevmiyorum zorlamaları ancak yapacak pek birşey yok gibi hissediyorum. hele ki son zamanlarda pusetsiz gezdiğimizden ve onu sürekli kucağımda taşımam mümkün olmadığından her seferinde el tutma kavgası yaşıyoruz. kim bilir ilerde daha ne kavgalar edicez ama şimdilik kazanmam gereken en önemli kavgam elimi tutmaya onu ikna etmek:)
enteresan bir yemek problemi yaşıyoruz, haftaiçi sorunsuz bir şekilde tüm öğünlerini yiyen çocuk haftasonunu aç geçiriyor, ne kahvaltı ne de öğlen yemeği yiyor. bu zamana kadar asla elimde tabak zorla ağzına yemek tıkmaya çalışan bir anne olmadım hatta inat edip mama sandalyesini mutfaktan bile çıkarmadım. ancak son iki aydır her haftasonunu aynı senaryoyu farklı saat dilimlerinde yaşıyoruz;

anne: kuşum karnın aç mı? yemek ister misin?
minik kuş: hıhıhıhı (kafa bir aşağı bir yukarı sallanır)
anne: tamam kuşum, hadi beraber yapalım. (içten içe mutluluktan uçar)
yaklaşık 30 dakika sonra...
anne: oğlum, hadi mama hazır, bak mis gibi olmuş, hadi sandalyene...
minik kuş: ...... (köşe bucak kaçışta)
15 dakika ikna edip yemek yedirmeye çalıştıktan sonra....
anne: oğlum, yemeyecek misin artık, doydun mu? (içten içe ufak çapta sinir harbi)
minik kuş: ııııhhhııhhhh... (kaşlar havada...)
anne: peki, inelim o zaman sandalyeden... :((

hemen hemen her öğün böyleyiz işte, şaka gibi dimi? bu durumu çok uzatmamaya çalışıyorum ki hem daha çok zorlamamak ve dil dökmemek adına hem de daha fazla sinirlenmemek adına. tüm haftasonunu sadece süt içerek, bazen meyveli muhallebi ve badem yiyerek geçiyor. ama ne olursa olsun kimse beni minik adamın ardından kaşıkla koşarken görmeyecek, kararlıyım :)
bazen düzenini bozuyormuş gibi hissediyorum, saçma dimi? haftaiçi uyku uyuması, yemek yemesi, oyun saati, olmayan televizyon saati, herşey tıkır tıkırken haftasonunu aaaç, uykusuuuzz, yarıım saati aşan televizyon saatleri ile geçiyor. üzülüyorum biraz ama sonra da kendi kendime diyorum ki amaaan, napalım canım, anası babası yanında aç olmuş, uykusuz olmuş, vıııızzzz gelir :) dimi ama?

P.S. hayat normale dönüyor, güzel haberlerim var, bu sefer sadece minik adam vardı, ben sonra.... hepinizi özledim, sevgilim ilk başta seni....

3 Temmuz 2010 Cumartesi

temizlenmekte güzeldir...

buraya yazmıyorum belki ama hep aklımdan yazıyormuşcasına cümleler kuruyorum, özellikle de yollarda...
hayatımda olup bitenleri paylaşıyorum, ama sessizce, biraz da olsun rahatlatıyor galiba, burda tek sorun unutkan bir insan olmam.
her seferinde ne düşünmüştüm ben şimdi, ne güzelde kurmuştum cümleyi, bak unuttum işte gördün mü diye hayıflanıyorum!
kafam o kadar allak bullak ki bu aralar, günü kurtarma çabası içerisindeyim, anlayacağın dengelerim şaşmış vaziyette ey okuyucu :)
nerdeyim diye merak edenler; çalışıyorum, ama öyle böyle değil, sabahtan akşama hatta gece yarılarına kadar...
örneğin şu güzel akşamda sevgilim minik adamla koyun koyuna yatarken, ben programın hata vermemesi için dua ediyorum.
burası sıkıcı ama güzel hem de çok güzel şeyler de oldu bu zaman zarfında, olmaya devam edeceğini de biliyorum,
heyecanım çok büyük, öyle bir sınırda hissediyorum ki kendimi her an ya çok keyifle çalışabilirim ya da çekip gitmek isteyebilirim.
zorlamıyorum çok fazla, şunu biliyorum ki "evrenden torpilim var benim" hem de her zaman, di mi sevgilim? :)
çektiğim tek gerçek ve büyük zorluk sevgilimi ve minik adamı çok özlüyor olmam!
herşeyin yoluna gireceğini biliyorum, girmesi için uğraşıyorum, sadece biraz sabır gerekiyor, gerisi boş...
kirlenmek güzeldir demiştim ya temizlenmekte ayrı bir güzel yahu:) mis kokulu gıdıya burnu dayayıp uyumak, var mı ötesi?

23 Haziran 2010 Çarşamba

kirlenmek güzeldir...

okullar kapanınca nasıl da boşaldı koca şehir, onca insan bugünü bekliyormuş meğer çil yavrusu gibi dağıldılar bi yerlere..biz gidemeyenler ya da şu an için gitsek gitsek ancak parka gideriz diyenler rahat bir nefes alıp olmayanlardan arta kalan oksijenle idare ediyoruz.tamam ya duygu sömürüsü falan yapmaya çalışmıyorum, benim de tatil vaktim gelecek, kendimi kızgın kumlardan serin sulara atacağım, telefonun saatini kurmadan minik adamın sesiyle uyanacağım, bütün gün sadece terlik giyeceğim günler gelecek tabi ancak şu an için klima ferahlığında yapay oksijenli ortamlarda gecenin bir yarısına kadar çalışma var takvimimde. tek gerçek uzaklaşma haftasonları kısıtlı saat dilimlerinde yaşanan cinste...
bişeyi çok merak ediyorum, ben bu görüntüleri çekerken "alisa, çoraplarınla toprağa basma, alisa ellerin kumlu gel silelim, alisa pamuk şekerini doğru dürüst ye" diye bağıran annenin minik adamı gördükçe aklından ne geçiriyordu. sevgilimle ben çimlere uzanmış minik adamın kumla banyo yapmasını izlerken onun içinden müdahele etmek geldi mi acaba?! çünkü ben o kızını her uyarışında "yeter artık yahu" dememek için kendimi zor tuttum!
çok mu önemli gerçekten süper temiz, düzeli olmak. annem bana çok iyi baktı ama beni pamuklara sararak da büyütmedi, sokakta oyun oynayan elleri, üstü başı çamur içinde eve gelen ve hemen banyoya alınan bir çocuktum ben. şimdi oğlum büyük şehirde büyüyo diye fanusta yetiştirecek değilim ya. iki gündür minik adamın yaşadığı pislik dışında yüzündeki gülümsemeyi, çamurlu suyun içinde bir o yana bir bu yana koşarken attığı kahkahaları hiçbişeye değişmem. kınayan kınasın ama nilo der ki "kirlenmek gerçekten güzel şey!"

20 Haziran 2010 Pazar

"dayı" nın oğluna sevgilerimle...

ikinci ya da üçüncü buluşmamızdı sanıyorum, birgün bir çocuğun olursa adını Deniz koyacağını söylemiştin,
çok hoşuma gitmişti aslında ama o an bişey söylememiştim galiba ve konu da dağılmıştı zaten.
sonradan ara ara düşündüm o günü...
şimdiyse hayalin, hayalimiz gerçekleşti ve adı da Deniz oldu, hep beklediğin gibi...
o da seni bekliyormuş, babasının kuzusu bir oğlun var artık, deli olduğun ve senin için deli olan... 
babalar günün kutlu  olsun sevgilim, sensiz nasıl olurdu  düşünmek bile istemiyorum...

14 Haziran 2010 Pazartesi

galata' nın ardından...

farklı bir gözle bakar oldum etrafa, herşey bir fotoğraf karesi misali gözümün önünde, kalıcı mı bilmiyorum...
ama şunu biliyorum ki çok sevdim, devamı gelecek...

10 Haziran 2010 Perşembe

oyun hamurunda da gluten var mı? :p

vaktinde eve gitmek gibisi var mı?
koyun psikoloji ile koşar adımlarda plaza merdivenlerinden inmek,
kapının önünde iki laklak yaptıktan sonra kuzu kuzu servise binip evin yolunu tutmak...
kapıdan girer girmez minik adama sarılmak, öpmek...
günün nasıl geçtiğini sormak anlatmasının beklemek, konuşması için teşfik etmeye çalışmak...
beraber egg birds'ü izledikten sonra televizyonu kapatmak ve aklımıza ne geliyosa onu yapmak...
...gibisi var mı?
gerçekten sorarım size şu kısa hayatta çocuğunla, sevgilinle kaliteli vakit geçirmek gibisi var mı?

8 Haziran 2010 Salı

altı.

dün sevgilimden bana bir mesaj geldi: -evet hala mesajlaşıyoruz liseliler gibi di mi, çok eğlenceli kiki:)-
Mevlana  hazretlerine sormuşlar, sevgili nasıl olmalı diye "sevilecek biri olmadığı zamanlarda bile seni sevmeli,
sarılacak biri olmadığı zamanlarda bile seni sarmalı, dayanılmaz olduğun zamanlarda bile sana dayanmalı" diye cevap vermiş.
iyi kısımlarını üstüme alındım tabi güzel bir cevap yazdım hemen, 6 yıldır evliyiz ama kaybetmedik bişeyleri daha erken:)
*** PS.hey koca, seni çok seviyorum biliyorsun dimi?;)***
6. yılın kutlamasına minik adam da katıldı, atladık Kadıköy den vapura, vardık Eminönüde...
25 dakikalık yolculuk boyunca bütün yük gemilerine vapurlara el salladı, çok keyif aldı, haftaya tekrar bindirmeyi düşünüyoruz:)
hem onu için değişiklik oldu hem bende bol bol fotoğraf çekme fırsatı buldum...
Nurturia' yı duydunuz mu? çok bilginlendirici, eğitici, paylaşımcı bir anne çocuk sitesi...
bu fotoğrafta benim Nurturia' daki yarışmaya katıldığım fotoğraf, oy vermek isterseniz bir tık uzakta...
normalde yemek fotoğrafı koymaktan çok hoşlanmıyorum, yiyen var yiyemeyen var, yapan var yapamayan var diye...
ama bu mezeleri göstermeden geçemezdim, hayatım boyunca yediğim en lezzetli mezelerdi çünkü bunlar, nerde mi tabi ki burda..
minik adamın kızlara olan ilgisini duymayan kalmadı sanıyorum, bu tatlı kız İtalyan turist bir ailenin kızı Aurora.
ikisi birbirlerinin dillerini hiç anlamasalar da çok iyi anlaştılar, gece boyunca beraber takıldılar, enteresan dimi?
***PS: dear Sarah, thank you for the lovely night, say hello to Aurora&Ricardo, have a nice holiday, cheers!***

2 Haziran 2010 Çarşamba

yaz aşkı olsun bari....

nedenini henüz kesin bulamadığım bir sebepten minik adam kız çocuklarına inanılmaz düşkün olmaya başladı,
özellikle son iki haftadır her dışarı çıktığımızda peşine takılacak birini mutlaka buluyor.
seçiciyiz tabi bir de saçları genelde uzun, renkli tokalı ve boyuna uygun kızların ilgisini çekmeye çalışıyor.
çalışıyor diyorum çünkü baya bir efor sarfediyor ilk başlarda kendini fark ettirebilmek için:)
Karya ile dün parkta tanıştı, 1 yaş büyük minik adamdan ama bakınız fotoromana...
tanıştıktan sonraki birinci dakika da kızın elini kapmıştı valla:)
tabi çok uzağa gidecek değiller ya en fazla elele tutuşup kaydıraktan beraber kaymaya gittiler..
birbirlerinden ayırıp eve götürmek çok zor oldu ama kim bilir belki birgün tekrar karşılaşırlar...